Biliyorum.
Bu keşmekeşin iki yakası bir araya gelmeyecek.
Biliyorum, hayatın bin teraneli pençesi arasından arklar çizmeli gönlüm.
Minik kulaçlarla varmalıyım sessiz koylarına dünyanın.
Birileri için yazılmış şiirlerim var, önce onları okumalıyım.
Hayatımın bidayeti ile atıldığım sevgili insanlığın beni sarmalamaktan yorulduğu günler olacak.
Kuş da değilim, uça kaça daldan dala yuvalanayım.
Dizlerimin dermanı kadar ya var ya yokum.
Nihayet bulacak bir gün ve ben yine büründüğüm bu libası iki avuç toprağa varacağım.
Besmele çekerek düşmeli yollara gönlüm.
Hû çeke çeke sürmelemeliyim istikametimi.
Ve belki de vardığım her beldeye yüksek sesli çağrılar saçmalıyım.
Bir münadi, bir bilgin, bir mecnun gibi
Ne fark eder ki!
Susturmak da gelmiyor içimden.
Sırtımızda, bihaber kamburla yaşamaklığımız.
Yalnız, yürekleri vicdan postuna bürünmüşlerin umursadığı…
Alnımıza yalnız aylaklık yazılıverdiyse
Niçin sonuna kadar yer etmez derinimizde.
Hayır hayır, düşmeliyiz yollara.
Çünkü, içimizi kemiren bir şeyler ziyadeleşir bekleşince biz.
Aklımız ve zihnimizi çiğner toynakları sancıyan doludizgin atların.
Ruhlarımız şerefli bir marş tutturarak kıyam etmezse,
Bir sürüncemede bulur,
Adam olmanın imtihanını vermeye.
Sözlerimiz iknaya yetmeyebilir, duruşumuz da, hatta belki imanımız.
Kalpleri ve idrakleri çözmeye cengaver olmayabiliriz.
Yalnız eksik olamayız bu cihetten.
Ve bizsiz ve sizsiz, ne olmuş, neyiz ki biz!
Biz dağların un ufak olduğu ve korkup almadığından mesulüz.
Kendimiz için başkasına yaşamak zorunluluğumuzu,
Fehm etmeye iknaya mecburuz.
