Perşembe, Ocak 15, 2026

Toplulukçuluktan Bireyciliğe Ailenin Dönüşümü

Fatma Betül Solmaz
İstanbul Üniversitesi-Psikoloji

Paylaş

Bir zamanlar sofra başında beraberce yemek yiyen; birlikte aynı dizinin karşısına geçip eğlenen, ağlayan, sıkıntılı zamanlarda olsun güzel günlerde olsun birbirine tutunan aile bireyleriyken bugün herkes yemeğini canının istediği zamanlarda tek başına yemeye, odasına çekilip telefonundan kendi dizisini izlemeye, sevincini ve üzüntüsünü aile bireyleriyle paylaşmamaya başlamıştır. Bu, tablonun küçük bir bölümüdür sadece. Aile mefhumumuz değişmiş ve dönüşmüştür. Peki, sizce geçmişten günümüze uzanan bu farklılığın nedeni nedir? Bu dönüşümün sebebi ne olabilir?

Allah Teâlâ, ilk insan olan Âdem’i (Aleyhisselam) yarattıktan sonra ona bir de eş yarat­mış ve sonrasında onlara evlatlar vermiştir. Böylece bir aile oluşmuş ve günümüze kadar böyle süregel­miştir. Dünyaya gözümüzü açınca ilk gördüğümüz kişiler ebevey­nlerimiz olmuştur. Dolayısıyla ilk aidiyetimiz ailemizedir. Aile, sosyal kimliğimizin ilk şekillendiği yerdir, eğitimimizi aldığımız ilk kurumdur. Toplumun en küçük yapı birimi olarak nitelendirilen ailenin hayatımızda çok mühim bir rolü vardır. Bir toplumda aile yapısı ne kadar sağlam olursa o toplum o kadar güçlü olur.

MODERNIZMIN ETKISINDE AILE

Günümüze baktığımızda, top­lumsal yapıdaki değişimlerin aile yapısını da etkilediği görülmekte­dir. Toplumdaki sosyal, ekonomik, kültürel değişimler sonucu aile yapısında da değişiklikler olmak­tadır. Özellikle 18. yüzyıl Avrupa­sı’nda aydınlanma ile ortaya çıkan modernizmin toplumda büyük yankıları olmuştur. Bireyi öncele­yen bu ekol, aile ve toplumu büyük ölçüde kıskacı altına almıştır. Ül­kemizde de aile yapısı moderniz­min etkisinden nasibini almıştır.

‘‘Toplumsal yapıda bireycili­ğin hâkim olması ailenin ekono­mik evrimini ve evlilik kurumunu bütünüyle değiştirmiş, bu du­rumda aile, bağımsız iki bireyin onayıyla özgürce oluşturulmuş bir birliktelik hâline gelmiştir. Eşlerin taahhütleri kişisel ve kar­şılıklıdır, aldatma her iki taraf için aynı koşullarda elde edile­bilir. Kadın artık üreme işleviyle yetinmek zorunda değildir; üre­me büyük oranda doğal hizmet özelliğini yitirmiştir.’’1

Çocuk sahibi olmak, artık eski önemini yitirmiştir. Kadın için kariyer, öncelikli hâle gelmiştir. Kadının da iş hayatında aktif rol oynamasıyla birlikte annelik ikinci plana atılmış, anneliğin kutsallığı göz ardı edilmiştir. Aynı zamanda ev hanımlığı da değer­sizleştirilmiştir. Annelik bir terci­he dönüşmüştür artık. Önceden çok çocuğa sahip olmak önem­senirken artık tek çocukla veya en fazla iki çocukla yetinilmesi gerektiği düşüncesi yaygınlaşmış­tır. Aile yapısında eskiden hüküm süren geniş aileler, artık yerini çekirdek aileye bırakmıştır.

BIREYCILIK VE TOPLULUKÇULUK

Bireycilik; insanların, birey olarak öne çıkmayı grubun sıra­dan bir üyesi olmaya tercih ettiği dünya görüşü ve toplumsal yapı­dır. Toplulukçuluk ise insanların, yalıtık bir birey olmaktan çok grup aidiyetine, gruba, sadakate, gruba bağlanmaya, uymaya ve grupla uyum içerisinde olmaya öncelik vermesini öngören dün­ya görüşü ya da toplumsal yapı2 olarak tanımlanır. ABD, İngiltere, Fransa, İsviçre gibi ülkeler bireyci olarak nitelendirilirken Afrika ve Orta Doğu ülkeleri toplulukçu olarak nitelendirilmektedir. Ül­kemiz de toplulukçu ülkeler ara­sında sayılmaktadır; fakat hem toplulukçu hem de bireyci kültü­rel unsurlara sahip olduğumuzu söylemek mümkündür. Ülkemiz önceden daha çok toplulukçuluğa yatkınken artık bireyciliğe doğru evrilmiştir. Bunu örneklerini di­zilerde, şarkı sözlerinde, sosyal medyada yakinen görmekteyiz. Özellikle sosyal psikologlar, şarkı sözleri üzerinden toplum yapısına dair çıkarımlarda bulunabilirler. Mesela buna bir örnek üzerinden bakabiliriz: Türkiye’nin 1984 yılında Eurovision Şarkı Yarışma­sı’na katıldığı şarkının sözleri şu şekilde iken:

“Yumak yumak örülsün dost­luk bağları,

Aşalım o zorlu dağları,

Sevdalı türkülerle verip el ele,

Seslenelim yedi düvele”

2011 Eurovision Şarkı Yarış­ması’ndaki şarkının bir bölümü ise şöyledir:

“Dostum sesini bırak çıksın,

Hayat güzel.

Kendine bir mola ver.

Gel ve gününü gün et.”

Ülkemizin farklı zamanlarına ait bu iki şarkı üzerinden de görü­yoruz ki toplumumuzda ilerleyen yıllarla birlikte toplulukçuluktan bireyciliğe doğru bir geçiş vardır. Toplumdaki değişimin tezahürü­nü ailede de görebileceğimiz için aile yapımızda da bireyciliğin hâ­kim olmaya başladığını söylemek mümkündür.

SON SÖZ

Sonuç olarak modernizmle birlikte başlayan aile yapımızdaki değişimler ve bozulmalar hâlâ devam etmektedir. Batı kültürü­nün esintileri bizleri de gün geç­tikçe tesiri altına almaktadır. Arif Nihat Asya’nın dediği gibi: “Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu, Ne olduysa hep bize azar azar oldu.”

Kadını ve erkeği yaratıp aileyi oluşturan Allah Teâlâ, kadına da erkeğe de ayrı sorumluklar yükle­miştir. Aile içerisinde her ikisinin görev dağılımı farklıdır ve bu sayede bir ahenk sağlanmaktadır. Rabbimiz, her iki cinsin fıtratına uygun yükümlülükler vermiştir. Fakat günümüzde kadın da er­kek de fıtratına uymayan şeyleri yapabilmektedir. Bu durum da aile yapısında bozulmalara sebep olmaktadır. Ailenin bozulması toplumun ifsadı demektir. Herkes özüne, fıtratına dönemlidir.

1 Bayer, Ali, Değişen Toplumsal Yapıda Aile, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), s. 101-129, 2013

2 Michael A. Hogg & Graham M. Vaughan, Sosyal Psikoloji, Ütopya Yayınları

İlginizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir