Bir zamanlar sofra başında beraberce yemek yiyen; birlikte aynı dizinin karşısına geçip eğlenen, ağlayan, sıkıntılı zamanlarda olsun güzel günlerde olsun birbirine tutunan aile bireyleriyken bugün herkes yemeğini canının istediği zamanlarda tek başına yemeye, odasına çekilip telefonundan kendi dizisini izlemeye, sevincini ve üzüntüsünü aile bireyleriyle paylaşmamaya başlamıştır. Bu, tablonun küçük bir bölümüdür sadece. Aile mefhumumuz değişmiş ve dönüşmüştür. Peki, sizce geçmişten günümüze uzanan bu farklılığın nedeni nedir? Bu dönüşümün sebebi ne olabilir?
Allah Teâlâ, ilk insan olan Âdem’i (Aleyhisselam) yarattıktan sonra ona bir de eş yaratmış ve sonrasında onlara evlatlar vermiştir. Böylece bir aile oluşmuş ve günümüze kadar böyle süregelmiştir. Dünyaya gözümüzü açınca ilk gördüğümüz kişiler ebeveynlerimiz olmuştur. Dolayısıyla ilk aidiyetimiz ailemizedir. Aile, sosyal kimliğimizin ilk şekillendiği yerdir, eğitimimizi aldığımız ilk kurumdur. Toplumun en küçük yapı birimi olarak nitelendirilen ailenin hayatımızda çok mühim bir rolü vardır. Bir toplumda aile yapısı ne kadar sağlam olursa o toplum o kadar güçlü olur.
MODERNIZMIN ETKISINDE AILE
Günümüze baktığımızda, toplumsal yapıdaki değişimlerin aile yapısını da etkilediği görülmektedir. Toplumdaki sosyal, ekonomik, kültürel değişimler sonucu aile yapısında da değişiklikler olmaktadır. Özellikle 18. yüzyıl Avrupası’nda aydınlanma ile ortaya çıkan modernizmin toplumda büyük yankıları olmuştur. Bireyi önceleyen bu ekol, aile ve toplumu büyük ölçüde kıskacı altına almıştır. Ülkemizde de aile yapısı modernizmin etkisinden nasibini almıştır.
‘‘Toplumsal yapıda bireyciliğin hâkim olması ailenin ekonomik evrimini ve evlilik kurumunu bütünüyle değiştirmiş, bu durumda aile, bağımsız iki bireyin onayıyla özgürce oluşturulmuş bir birliktelik hâline gelmiştir. Eşlerin taahhütleri kişisel ve karşılıklıdır, aldatma her iki taraf için aynı koşullarda elde edilebilir. Kadın artık üreme işleviyle yetinmek zorunda değildir; üreme büyük oranda doğal hizmet özelliğini yitirmiştir.’’1
Çocuk sahibi olmak, artık eski önemini yitirmiştir. Kadın için kariyer, öncelikli hâle gelmiştir. Kadının da iş hayatında aktif rol oynamasıyla birlikte annelik ikinci plana atılmış, anneliğin kutsallığı göz ardı edilmiştir. Aynı zamanda ev hanımlığı da değersizleştirilmiştir. Annelik bir tercihe dönüşmüştür artık. Önceden çok çocuğa sahip olmak önemsenirken artık tek çocukla veya en fazla iki çocukla yetinilmesi gerektiği düşüncesi yaygınlaşmıştır. Aile yapısında eskiden hüküm süren geniş aileler, artık yerini çekirdek aileye bırakmıştır.
BIREYCILIK VE TOPLULUKÇULUK
Bireycilik; insanların, birey olarak öne çıkmayı grubun sıradan bir üyesi olmaya tercih ettiği dünya görüşü ve toplumsal yapıdır. Toplulukçuluk ise insanların, yalıtık bir birey olmaktan çok grup aidiyetine, gruba, sadakate, gruba bağlanmaya, uymaya ve grupla uyum içerisinde olmaya öncelik vermesini öngören dünya görüşü ya da toplumsal yapı2 olarak tanımlanır. ABD, İngiltere, Fransa, İsviçre gibi ülkeler bireyci olarak nitelendirilirken Afrika ve Orta Doğu ülkeleri toplulukçu olarak nitelendirilmektedir. Ülkemiz de toplulukçu ülkeler arasında sayılmaktadır; fakat hem toplulukçu hem de bireyci kültürel unsurlara sahip olduğumuzu söylemek mümkündür. Ülkemiz önceden daha çok toplulukçuluğa yatkınken artık bireyciliğe doğru evrilmiştir. Bunu örneklerini dizilerde, şarkı sözlerinde, sosyal medyada yakinen görmekteyiz. Özellikle sosyal psikologlar, şarkı sözleri üzerinden toplum yapısına dair çıkarımlarda bulunabilirler. Mesela buna bir örnek üzerinden bakabiliriz: Türkiye’nin 1984 yılında Eurovision Şarkı Yarışması’na katıldığı şarkının sözleri şu şekilde iken:
“Yumak yumak örülsün dostluk bağları,
Aşalım o zorlu dağları,
Sevdalı türkülerle verip el ele,
Seslenelim yedi düvele”
2011 Eurovision Şarkı Yarışması’ndaki şarkının bir bölümü ise şöyledir:
“Dostum sesini bırak çıksın,
Hayat güzel.
Kendine bir mola ver.
Gel ve gününü gün et.”
Ülkemizin farklı zamanlarına ait bu iki şarkı üzerinden de görüyoruz ki toplumumuzda ilerleyen yıllarla birlikte toplulukçuluktan bireyciliğe doğru bir geçiş vardır. Toplumdaki değişimin tezahürünü ailede de görebileceğimiz için aile yapımızda da bireyciliğin hâkim olmaya başladığını söylemek mümkündür.
SON SÖZ
Sonuç olarak modernizmle birlikte başlayan aile yapımızdaki değişimler ve bozulmalar hâlâ devam etmektedir. Batı kültürünün esintileri bizleri de gün geçtikçe tesiri altına almaktadır. Arif Nihat Asya’nın dediği gibi: “Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu, Ne olduysa hep bize azar azar oldu.”
Kadını ve erkeği yaratıp aileyi oluşturan Allah Teâlâ, kadına da erkeğe de ayrı sorumluklar yüklemiştir. Aile içerisinde her ikisinin görev dağılımı farklıdır ve bu sayede bir ahenk sağlanmaktadır. Rabbimiz, her iki cinsin fıtratına uygun yükümlülükler vermiştir. Fakat günümüzde kadın da erkek de fıtratına uymayan şeyleri yapabilmektedir. Bu durum da aile yapısında bozulmalara sebep olmaktadır. Ailenin bozulması toplumun ifsadı demektir. Herkes özüne, fıtratına dönemlidir.
1 Bayer, Ali, Değişen Toplumsal Yapıda Aile, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4(8), s. 101-129, 2013
2 Michael A. Hogg & Graham M. Vaughan, Sosyal Psikoloji, Ütopya Yayınları
