15. yüzyıl Osmanlı’nın kültür ve sanat alanındaki en ileri gelişmelere sahip olduğu yüzyıl olmuştur. Bu dönemde devlet yükseliş devrini yaşamaktadır. Hatta düzenli devlet idaresi, iktisadî gelişmeler ve genişleyen sınırlarla artık bir imparatorluk olarak anılmaktaydı. Bu gelişmelerin ışığında devletin başına geçen padişahların ve hanedan üyelerinin sanata verdikleri önemden dolayı çeşitli yazarlar ve şairler sarayın etrafında toplanmıştır. Saray çevresinde oluşan bu akademik ortamda çoğu şair ismini duyurmuştur. Özellikle Divan Edebiyatı şairlerinden Ahmed Paşa ve Necati Bey önde gelen isimlerdendir.
AMASYA’DA BİR ÜSTADE
Osmanlı edebiyatının tozlu raflarında ismini görünce şaşırdığımız yazdıklarını görünce mest olduğumuz bir hanım Zeyneb Hatun. Hayatı hakkında detaylı bir bilgi olmasa da 15. yy’da Amasya’da doğduğu düşünülmektedir. Zeyneb Hatun’un, Kastamonulu marifet sahibi Kadı Mehmet Çelebi’nin kızı olduğu ve asıl adının Zeyrünnisa olduğu Âşık Çelebi’nin yazılarından bilin mektedir.1 Babasının ilim sahibi ve sanatkâr olması, Zeyneb Hatun’un da iyi bir eğitim almasına neden olmuştur. Arapça ve Farsça bilen Zeyneb Hatun, iyi eğitiminin yanı sıra musikiyle de ilgilenmiş hatta şarkı yazıp beste yapmıştır. Âşıkler Çelebi, onun II. Bayezid’in oğlu Şehzade Ahmed’in hizmetindeki Mihri Hatun’la aynı dönemde yaşadığını, beraberce kaside ve methiye yazdıklarını bildirmektedir.2
Zeyneb Hatun’un Amasya’da şiir meclislerine katıldığı rivayetler arasındadır. Fakat daha çok divan edebiyatının kalbi olan Fatih’te bulunmuştur. Mihri Hatun’la beraber Divan Edebiyatı çevresinde bilinen ilk kadın şairlerdendir. Zeynep Hatun, şairliğinin ilk dönemlerinde Fatih Sultan Mehmet adına Türkçe ve Farsça divan tertip etmiş, bunu sultana sunmuştur. Bu divan karşılığından Osmanlı padişahından iltifatlar görmüştür. Sadece sultanlar değil döneminin önemli şairlerinden Sehî Bey de onun şiirlerini övmüştür. Zeyneb Hatun’un hayatına dair en net bilgi Âşık Çelebi’nin yazılarından öğrenilmektedir. Aşık Çelebi, Zeyneb Hatun’un evlendikten sonra şiir meclislerini bıraktığını aktarmıştır. Eşi İshak Fehmi Çelebi, Zeyneb Hatun’un şiir meclisle rinde bulunmasını ve musikiyle ilgilenmesini istememiştir. Fakat kendisi Amasya’da divan şiirine öncülük etmiş, kendisinden sonra da kadın şairler yetiştiren biri olmuştur. Amasya’da 1474 senesin de vefat ettiği bilinse de kabrinin yeri meçhuldür.
ŞAİRLER MECLİSİNDE BİR KADIN
Zeyneb Hatun 15. yy’da kadın bir şair olarak edebiyat çevrelerinde övgüyle karşılanmışsa da yine kadın olduğu için birçok iğnelemeyle da karşılaşmıştır. Beyanî’nin “Eş’ârı ârifânedir. Kız nakşı değildir merdanedir.” diyerek Zeyneb Hatun’u kadın niteliğinden çıkartıp erkek niteliği üzerinden iltifata mahzar tutması bize devrinde bir kadın şair olarak yaşadığı sıkıntılar hakkında ipucu vermektedir. Kınalızade’nin “Erkekler kadar mükemmel şiirleri var, tek ayıbı kadın olması.” yorumu tahlile muhtaç olmayan bir yorum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak tezkirelerde geçen bu ifadeler dışında Zeyneb Hatun şiirlerinde kendine de erkek gibi olması konusun da telkinlerde bulunmuş olup döneminde edebiyat çevrelerinde tutunmak için kadın kimliğinden sıyrılmaya çalıştığı görülür.
Zeyneb Hatun her ne kadar dönemi itibariyle erkek motiflerine bürünmeye mecbur kalmış olsa da kendisi 15. yy’da yaşamış olan ilk kadın şair olması itibariyle Osmanlı kadın şairleri için öncü bir konumdadır. Sayıları çok olmasa da onun açtığı yoldan birçok kadın şair yetişmiş, eserleriyle kendi dönemine ışık tutmuştur. Çoğu eserlerinin Ayasofya kütüphanesinde olduğuna dair bilgi vardır fakat kütüphane kataloğunda eskiden kaybolduğu bildirilmektedir. Günümüze ulaşan üç şiiri vardır. Bunlar yedi beyitlik bir gazel, bir kıta ve Farsça bir beyittir. Son olarak sözü Zeyneb Hatun’a bırakalım. Ruhuna bir Fatiha bırakmayı ihmal etmeyelim.
…
“Keşf it nikâbunı yiri göği münevver it
Bu âlem-i anâsırı firdevs-i enver it İki cihânda kılmamışam nesneye nazar
Yâ Rab habîbünün bana vaslın müyesser it
Depret lebüni cûşa getür havz-ı Kevseri
Anber saçunı çöz bu cihânı mu’attar it
Yârâ yolunda aşk ile derdünden öleni
Kim dir sana ki hecr ile cânın mükedder it
Hattun berât yazdı sabâya didi ki tîz
Var milket-i Hıtâ ile Çîn’i musahhar it
Âb-ı hayât olmayıcak kısmet ey gönül
Bin yıl gerekse Hızr ile seyr-i Sikender it
Zeyneb ko meyli zînet-i dünyâya zen gibi
Merdâne vâr sâde-dil ol terk-i zîver it!”3
(Günümüz Türkçesi)
Yeryüzündeki örtüyü kaldır, güzelliğinle yer gök aydınlansın
Dünyayı çevresine ışık saçan cennet hâline getir!
Dudağındaki lezzeti tattır, cennetteki Kevser suyu ile dolu havuzdan içmiş gibi olayım!
Amber kokulu saçını çöz de cihan güzel kokularla dolsun.
Yüzündeki tüyler güzellik fermanının yazısı gibi.
Bu fermanda sabahın ilk saatlerinde esen rüzgâra yüce bir sesle şöyle deniliyor:
Çabuk git. Hatta Çin ülkelerini benim güzelliğimin etkisi altın da bırak, ele geçir.
Ey gönül Hızır’la birlikte bin yıl yolculuk edip dünyanın dört bir yanını dolaşsan
İnsana ölümsüzlük kazandırdığı söylenilen efsane suyunu bulmak imkânsız!
Zeynep kadınlar gibi dünya süsüne önem verme;
Erkekçesine yaşa gösterişi bırak!
…
1 Hasan Aksoy, “Zeyneb Hatun”, TDV İslâm Ansiklopedisi
2 “Zeyneb Hatun”, TDV İslâm Ansiklopedisi
3 Gazelin son beyti başka bir kaynakta şu şekilde geçer:
Zeyneb çü dost zülfi bigi târmârsın
Dîvâne olma şi’rüni dîvân u defter it
- Eğridirli Hâcı Kemâl. Câmi’ü’n-Nezâ’ir. Bayezid Genel Kütüphanesi. Nr. 5782. vr. 27b.