İnanmak, insanın en tabii ruhsal ihtiyaçlarından biridir. Beslenmek, korunmak, barınmak, sevilmek gibi inanmak da temel bir ihtiyaçtır ve çaba gerektirir. İnsan bir yaratıcıya, öğrendiği bir bilgiye, işittiği bir söze inanma ihtiyacı duyar. Bir insanın herhangi bir şeye inanmadan hayatını sürdürmesi imkânsızdır. Çünkü bu denli boşluğu hiçbir insan kaldıramaz. Her insan doğru veya yanlış, bir şeylere inanmak ve güvenmek ister.
Ve insan, inanmak istediğine inanır. Aklının ve kalbinin kabul ettiği şey inancını oluşturur. İnanılan şeyi aklın ve kalbin kabul etmesi için ise belirli kıstaslar vardır. Akıllı insan her şeye inanmaması gerektiğini bilir. Nasıl ki kişi beslenme ihtiyacını giderirken sağlığını gözetmek için yiyecekleri belirli düzende, zararlıyı faydalıdan ayırt ederek yiyorsa inandığı şeyleri de bu titizlikle seçmelidir. Çünkü inandığı şeylerin doğruluğu insanın ruhsal sağlığı için olmazsa olmaz bir kriterdir. İnanma ihtiyacının gerçekten ve bilinçli olarak karşılanmaması, bugünün modern toplumunda gördüğümüz ve giderek artan çeşitli insani bunalımlara, psikolojik sorunlara, benlik çıkmazına, manevi tatminsizliğe ve strese yol açmaktadır.
Farklı kanallarla özellikle de sosyal medyanın etkisiyle insan gün içerisinde onlarca bilgiye maruz kalmaktadır. Paylaşılan her gönderi bize yeni bir malzeme sunmakta ve insan artık bunları bir süzgeçten geçiremez hâle gelip hepsini belleğe atma tehlikesine düşmektedir. Bu bilgi çöplüğü sanıldığı kadar masum değildir. İnsanın bildiği ve akabinde inandığı şeyler kişiliğinden ruhsal yapısına kadar insanı temelden etkilemektedir. Peki, bu durumda ne yapılmalıdır?
BENİM BİR ÇİZGİM VAR!
İnsan, ahlaki ve dini değerlerine âdeta bir filtre görevi yüklemelidir. Çünkü insanın inancı ve ahlaki değerleri insana bir sınır belirlemektedir. Gelişigüzel bir şekilde duyduğu her şeye inanmak ilkeli bir insana terstir.
Bazı anlarda tabii olarak verdiğimiz bir tepki vardır: “İnanılır gibi değil!” Bu aslında farkında olmadan karşılaşılan yeni durumun hâlihazırda mevcut olan bilgi ve inançla çatışması hâlinde ortaya çıkan bir tepki cümlesidir. İnsanın içinde bu tip çatışmaların yaşanması gösteriyor ki ilkeler ve inançlar insan için bir çizgi oluşturur. “Bir çizgim var benim.” cümlesinin ögeleridir aslında bunlar. İşte bu yüzden inanmak üzerine kurulan bu sistemin unsurları kişilik ve benliğimizi oluşturması açısından oldukça önemlidir.
Bu noktada bir konuya dikkat çekmek gerekir. İnanmak ve ikna olmak farklı kavramlardır. Her ne kadar ikna olmak kavramının karşılığı sözlükte inanmak olarak geçse de inanç dediğimiz şey aklın ve kalbin bir şey üzerine vardığı kesin sonuçtur. İkna olmak ise içinde zan barındırır. İkna olmanın özünde bir gerçeğe varmak değil, “öyle görmek” vardır.
İnanç beraberinde kesinliği getirdiği için inanmakta; direnmek, mücadele etmek, sabretmek vardır. Bu motivasyonu insana sağlayacak başka bir kuvvet yoktur.
ZAHMETSİZ YOL
İnanç doğuştan gelen bir dürtüdür. İnandığı şeyler doğru veya yanlış olsun insan bu duyguyu mutlaka yaşar. Çünkü inançları insana güvenli bir alan sağlayıp aidiyet oluşturur. İnanma duygusu her zaman bâkidir ancak inandığı şey üzerinde düşünmek her zaman herkes için önem verilen bir nokta değildir.
İnsan belli bir grubunun, ailesinin, düşünce sisteminin, partinin hatta arkadaş grubunun inanç değerlerini araştırıp düşünmeden olduğu gibi kabul edip alabilir. Bu kafasını ağrıtmak istemeyen insanların seçtiği zahmetsiz bir yoldur. Bu zahmetsiz yol birçok tehlike barındırır. İnsanlar neyi aradığını neye inanmak istediğini bilmeden rastladıkları bu düşüncelere sığınarak inanma ihtiyacını karşılamaktadır. Bu kesinlikle doğru bir yol değildir. İnsan neye neden inandığını mutlaka bilmelidir. İnandığı, aidiyet hissettiği, ibadetlerini yaptığı dine dahi neden inandığını bilmeyen birçok insan vardır. Dinimizde bu konu üzerinde özellikle durulmuş, Allah Teâlâ insanları Kur’an-ı Kerim’de defalarca düşünmeye ve akletmeye teşvik etmiştir. Düşünmek demek; akletmek, sebep ve amaç bulmak demektir. Neye neden inandığını bilmek demektir. Allah Teâlâ O’na bu şekilde inanmamızı istemiştir. Çünkü hakiki inanç budur.
Ahlaki ve insani değerlerin en güzelini içinde barındıran dinimiz bu konuda insanlara mükemmel bir kurtuluş yoludur. Dine sarılan insan kendisini zorlayan korkulardan, güvensizliklerden, belirsizliklerden ve düştüğü boşluktan kurtarır. Bu durum müthiş bir psikolojik rahatlamayı beraberinde getirir. İnsan doğruya ve hak olana inanmanın verdiği huzuru yakalar. Çünkü dinimiz çelişkileri değil tutarlılığı barındırır.
Müslümanların içinde bulundukları bu nimetin her an farkında olması duası ile…