Pazar, Nisan 6, 2025

Reisü’l-Kurra Hacı Hafız Abdurrahman Gürses Hocaefendi

Ümmü Gülsüm Yeşil

Paylaş

Bir milletin gençliği için en büyük mahrumiyet, örnek alınacak büyük insanlara muhatap olamamak, böyle birilerini tanıyamamış bulunmak ve onlardan istifade şansına malik bulunmamaktır. Bu mahrumiyeti had safhada yaşayan bugünkü gençliğimiz için yegâne çare “numune-i imtisal” (örnek alınabilecek) şahsiyetlerin biyografilerini okuyarak onlardan istifade etmeye çalışmaktır.

Hayatı ve şahsiyeti itibariyle gelecek nesillere gerçek bir numune-i imtisal olan Reisü’l-Kurra Hacı Hafız Abdurrahman Gürses Hocaefendi, hem imparatorluk feyz ve bereketiyle yetişmiş hem de cumhuriyet devrini de –belli ölçüde- idrak etmiş kıymetli bir zattır.

REİSÜ’L-KURRA ABDURRAHMAN GÜRSES HOCAEFENDİ

Abdurrahman Gürses Hocaefendi, nüfustaki resmî kaydına nazaran 1 Temmuz 1325 tarihinde Adapazarı’na bağlı Hendek Kazası’nın Soğuksu Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Muhterem babaları, aynı köyün camisinde imam ve hatip olarak vazife gören Hafız Said Efendi, valideleri ise Fatma Hanım’dır. Çok küçük yaşlarında aynı zamanda alim bir zat olan pederinden hıfzını ikmal eden Abdurrahman Gürses Hocaefendi, on beş yaşında Hendek’e gelerek orada hem mahkeme-i şer’iyyede muvazzaf hem de Rüşdiye (orta mekteb) mektebinde muallim olan Hafız Abdurrauf Efendi’den ta’lim ve tashih-i huruf dersleri almıştır.

Bir taraftan mahkeme-i şer’iyye hâkimi Hoca Abdurrauf Efendi’den ta’lim ve tashih-i huruf dersleri alırken, diğer taraftan kazanın müftüsü Ali Niyazi (Konuk) Hocaefendi’nin ders verdiği Yeni Camii Medresesi’ne devam etmiş; sarf, nahiv ve fıkıh gibi ulum-i diniyyenin muhtelif şubelerinde malumat sahibi olmuştur.

Sesinin güzelliği ve ahlakıyla daha o yaşlarda temayüz etmiş bulunan Hocaefendi’nin şöhreti, İstanbul’a kadar yayılmış bulunmalıdır ki, devrin büyük şeyhlerinden Erbilli Es’ad Efendi hazretlerinin hem kendisi ve hem de hulefasından oğlu Mehmed Ali Efendi’nin imzasını havi bir mektupla İstanbul’a gelmiştir. Hocaefendi, İstanbul’a geldikten sonra bir taraftan hususi sohbet ve zikir meclislerinde Şeyh Esad Erbilî hazretlerinin cemaatine imamlık etmiş hem de Ayasofya’da Soğukçeşme Medresesi’ne devam ederek İslamî ilimlerdeki dirayet ve liyakatini arttırmıştır.

3 Mart 1924 tarihinde hilafetin ilgâsıyla birlikte medreseler kapatılmış olduğu cihetle resmî bir vazifesi olmayan Abdurrahman Gürses Hocaefendi, memleketi olan Hendek’e avdet etmiş, çok göz önünde olmadığı cihetle burada hususi bir surette dersler vererek talebe yetiştirmeye başlamıştır. Bu sırada Gülizar adında muttakî bir hanımefendiyle evlenmiş ve bu evlilikten Kenan, Adnan ve Leyla isimli üç evladı dünyaya gelmiştir. Kenan ve Adnan beyler, Hocaefendi’nin vefatından çok evvel genç yaşta ahirete intikal etmişlerdir.

Hocaefendi, Hendek’te ev-bark, çoluk-çocuk sahibi olarak hayatını idame ettirirken sık sık İstanbul’a gelmiş ve Şeyh Es’ad Erbilî hazretlerinin sohbet ve zikirlerine iştirak etmiştir. Her defasında takvası ve sesinin güzelliği sebebiyle cemaatin toplu halde kıldıkları namazlarda imamet vazifesini ifa etmiştir.

(Mehmed Emin Demirkan tarafından Sebil Yayınları’nda basılmak üzere hazırlanan Reisü’l-Kurra Hacı Hafız Abdurrahman Gürses Hocaefendi isimli kitap üzerinden derleme yapılarak alınmıştır.)

İlginizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir