İnsan yetiştirmeyi seven ve bunun için yıllardır uğraş veren biri olarak tanıdığımız Ayşen Gürcan meslekî kimliği dışında sizce kimdir, kendinizi kısaca tanımlar mısınız?
En genel hâliyle dünya hayatını ahireti için yaşamaya gayret eden, imanını öncelemeye çalışan, üç çocuk sahibi bir Türk annesi diyebiliriz. Sevecen, sosyal ve girişimci bir yanım olduğunu düşünürüm. Sanırım bütün bunların ötesinde çalışkanlığım, çocukluğumdan bu yana en belirgin özelliğim olmuştur. Her daim yapacak bir işim vardır, işsiz kalmak (bazen dantel el işi yapmak da buna dahil) asla istemem, kendime mutlaka bir iş üretirim. Aynı zamanda uğraşım olan pek çok işim olması da en büyük şükürlerimden.
İnsanın kendini tanımlaması ve dışarıya anlatması zor sanırım. Onun için bu kadarı ile yetinelim.
Eğitim hayatınızda “İletişim ve Eğitim” bölümünü seçmenizde etkili olan bir kişi/olay/durum olmuş muydu? Bu alanda okumamış olsaydınız hangi alanı seçerdiniz?
Aslını söylemek gerekirse isteyerek tercih ettiğim bir bölüm değildi. Çünkü önceki yıl İstanbul Üniversitesi’ni kazanmıştım hatta kayıt bile yaptırmıştım. Ama babam son anda İstanbul’da kız okutmaktan çekindiğini söyleyerek beni ikna edip bir yıl daha sınavlara hazırlanmamı istedi. Önceki yıl yerleşmiş olmaktan dolayı puanım çok kesintiye uğradı ve memleketime yakın yerleri kazanma şansım olmadı. Ancak okumayı çok istediğim için ön kayıt yetenek sınavı ile alan tüm okullara başvurmuştum. Onlardan biri Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi bölümleri idi. Sınav başvurusu yapmaya gittiğimizde oradaki bir görevlinin bu bölümde kazanma şansımın yüksek olacağını önermesi ile seçmiş oldum. Tüm bunlar görünen gerekçeler olsa bile daha büyük resimden baktığımızda aslında ruhuma ve kişiliğime uygun bir bölüm olduğunu daha birinci yıl hissetmiştim. Severek okudum, 37 yıldır bu mesleğin içindeyim ve her bir ânında şükrederek ve severek mesleğimi icra ettiğimi söyleyebilirim. Bu alandan gayri başka bir alan istemezdim. Ancak lisede Sayısal ve Matematik bölümü öğrencisiydim, Mühendislik ve Tasarım alanında yeteneğim olduğunu düşünüyorum. Bu yan ilgilerim yanında kendi mesleğimde kullandığım yetenekler de olmuştur.
Annenizin size kazandırdığı veya ondan örnek alarak yaşamınızın her anında etkisini hissettiğiniz bir davranış, alışkanlık var mıydı? Var ise bizlere biraz bahseder misiniz?
Annem tam bir Anadolu kadını idi, ondan aldığım çok özelliğim var, en önemlisi insan sever yanım… Evimizi sürekli birileri ziyaret eder, mutlaka anneme danışmak için gelirlerdi. Sofrasının lezzetini hâlâ hatırlar ve anarlar. Sanırım bu özelliğini almışım. Yedirmeyi, ikram etmeyi çok doğal bir şekilde yapardı, bugün annemden kalan bir miras olan bu özelliği taşımaktan da onur ve gurur duyuyorum. Çok sabırlı ve sakin bir insandı. Ben ne yazık ki onun kadar dayanıklı, sabırlı vesakin değilim. Olmayı isterdim doğrusu. Böylesi anlarda onu düşünüp annem olsaydı böyle yapmazdı diyorum. Allah rahmet eylesin, çok özel bir kadındı.
Bir programda “İlk yaptığım icraat zilleri kaldırmak oldu.” demiştiniz. Yaptığınız bu çalışmada öğrencilere ve (aslında) yetişkinlere neleri aşılamayı ve öğretmeyi hedeflediniz?
Yaklaşık dört senedir lise düzeyi bir okulda müdürlük yapıyorum. Ancak 30 sene de öğretmen yetiştirdim, millî eğitim sisteminin -akademik de olsa- bir şekilde içindeydim. Aynı zamanda üç çocuk velisi biri olarak içinde bulunduğumuz eğitim sistemini kritik yapma fırsatım olmuştu. Hep hayıflandığım bir şeydi okullarda kullanılan ziller. Bu ziller bana Pavlov’un deneyinde kullandığı nesneleri çağrıştırıyordu. Böyle olunmaması gerektiğini, zaman yönetimi becerisinin en iyi öğrenildiği yerlerin ev ve okul ortamları olduğunu söyler ve kendi hayatımda da bu düşüncemi uygulamak isterdim. Okul müdürü olunca ilk icraatım dolayısıyla bu oldu. Öncelikle yaşları kaç olursa olsun, saat bilgisi öğrenildiği yaştan itibaren zaman yönetiminin kişinin kendisinde olması gerektiği için bu uygulamayı önemsedim. Şimdi birçok okulda da duyuyorum, bizden önce de uygulamalar olduğunu biliyorum. Hem öğrencilerimiz için hem öğretmenlerimiz için gürültüsüz bir eğitim ortamı oluşmuş oldu. Zil şartlanmasının çocukların farkında olmadan gürültülü bir şekilde sınıftan çıkmalarına neden olduğunu düşünürdüm. Gerçekten de şu an bu uygulamadan dolayı, teneffüslerin başlangıcında bizim okulumuzda gürültü olmaz, çığlık, koşturma gibi rahatsız edici sesler çıkmaz. Çünkü her koridorda ve sınıfta duvar saatlerimiz mevcut. Derse giriş çıkış zamanları da okul başladığı ilk hafta genelde öğrenilmiş olur. Tüm yıl sakin ve huzurlu atmosfere sahip bir okul ortamı hep hayal ettiğim bir durumdu. Çok şükür dört yıldır aynı şekilde devam ediyoruz.
İki karşıt gücün denkliği olarak tanımlanan “Denge” kavramı sizin için neyi ifade ediyor, sizce denge nedir?
Öncelikle herhangi bir kavram karşıma çıktığında bunun Kur’anî karşılığını bulurum. Bence denge kavramının Kur’an’daki karşılığı “vasat, orta yol” kavramıdır. Her ne kadar günlük dilde vasatlık bambaşka anlamlara kaymış gibi görünse de Kur’an’da kullanılan hâlini “aşırılıklara (ifrat ve tefrite) kaçmadan her daim belli sınırlar içinde kalabilme dirayeti” olarak tanımlayabiliriz. Vasat kavramı; nicelik anlamda tam merkezde oluşan birikim, orta demek iken nitelik anlamında adaleti ve dengeyi tanımlar. Bu açıdan Kur’anî bir hayatın merkezinde dengede kalmak önemlidir. Sorun ile karşılaşıldığında üzüntüye kapılmadan, sevinç getiren bir olay yaşanıldığında şımarmadan dengede durabilmek önemli bir duruş olarak karşımıza çıkıyor. Kur’an-ı Kerim’de İslâm ümmetinin dengeli (vasat) bir ümmet olduğundan bahsedilir.
Üç çocuk annesi olarak iş ve aile hayatınız arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Sizin için ne gibi deneyimleri oluyor?
İnsan yaşamı akan nehir gibidir, bir bütündür ama birçok mecradan oluşur. İş hayatı ve aile hayatı bu mecralardandır. Birbirine müdahale edilmezse denge kolaylıkla sağlanır yani akış kendiliğinden gerçekleşir diye düşünüyorum. İşimde işime yoğunlaşırım, eve asla işimi ve sorunlarını taşımamaya gayret ederim. İşime de evimi ve sorunlarını taşımam. Bu sınırlarım iyi çizilmiş bir hayat ilkesidir. Sanırım dengede böyle sağlanıyor. Bazen zorlandığım olmuyor değil. Hangi mekânda ve rolde isem onun hakkını vermek en doğrusu gibi geliyor. Evde kalmış çocuğunuzu işyerinde merak ederek geçirirseniz ne evdeki çocuğa bir faydanız olur ne de işinizdeki performansınıza olumlu etkiniz. Yapılacak işlerin delege edilmesi sanırım püf noktası. Yaşam her daim işbölümleri ve işbirlikleri içinde geçen bir durum. Eğer her şey sizin kontrolünüzde olmasını ister ve beklerseniz dengeyi kaybedersiniz. Kontrolü sadece bulunduğunuz işe ve kendinize atfederek çok daha dengeli, sınırları belli vasatî bir yaşamınız olur diyebiliriz.
Aile yapısını oluşturan en temel iki dinamiğin ailedeki roller ve muhabbet olduğunu bir konuşmanızda vurgulamıştınız. Bu iki dinamik arasındaki dengenin aile yaşamındaki önemini bizlere biraz açıklar mısınız?
Aile içinde rolleri kişinin üstlendiği işlevsel görevler olarak kabul edersek ailenin huzurunda rollerin benimsenmesi ve kabulünün epey önemli olduğunu belirtmek gerekir. Muhabbet ise içinde kabul, huzur ve enerji bir üreten sevgi barındırır. Muhabbet kendi başına bir anlam içermez, mutlaka bir muhatap ve mekân ister. Aile de hem bir mekâna hem de muhataplara sahip en özel kurumdur. Elbette sorunlar olabilir, olacaktır da… Ancak önemli olan sorunsuzluk değil, sorunlara karşı duruşumuz ve baş etme yöntemlerimizdir. Olumlu hâl, en içinden çıkılamayacak durumlara bile çare iken mutsuzluk, muhabbetsizlik en küçük sorunları bile baş edilemez sorunlar hâline getirebilir. Bu nedenle bir aile içinde en önemli ilişki belirleyicisi taşıdığınız rolleri yerine getirirken sağladığınız muhabbet olacaktır.
Allah Teâlâ insana kendini tanıma ve yönetme duygusu/isteği vermiştir. Peki, bizler hangi aşamalardan geçmeliyiz ki kendimizi tanıyabilelim?
“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen bu nice okumadır.” demiş Yunus Emre. “Kendini bilen Rabbini bilir.” sözü de kadim değerlerimizin bize öğretisidir. Varoluş gerekçemizin birincil aşaması önce kendimizi bilmek, oradan yaşam misyonumuzu oluşturmaktır. Kendini bilmenin aşamaları vardır, öncelikle bizi diğerlerinden farklı kılan ve bize has duygu merkezlerimizi iyi okumak gerekir. İnsan fıtratını iyi tanımak kendini tanımanın ilk aşamasıdır. İnsanın temel özelliklerini iyi bilmek, kendi türünün kıymetini ve eşrefi mahlukat olduğunun farkında olarak temel yapı taşlarını öğrenmek bizim kendimizi tanımamızda birinci aşama olacaktır. İkinci aşama ise doğuştan getirdiğimiz enerji kaynağımız olan mizaç yapımızdır. Kişinin kendi mizacı onun kimyasını oluşturan, içedönüklük/dışadönüklük, yönetici dip duyguları, hareket merkezleri gibi mizaca göre değişkenlik gösteren yapılardır. Kişinin kendisine ait mizacına ilişkin tanımlaması olması gerekir ki kendini tanımada bu ikinci aşama olmadan üçüncü aşamanın bir anlamı olmayacaktır. Bundan sonraki aşama ise yaşama dair geliştirdiğimiz ve tecrübelerimizle yapılandırdığımız kişiliğimizdir. Herhangi bir duruma karşı ortaya koyduğumuz hâl ve tavırları tanımlayan kişilik yapısı, insanın değişimini de sağlayan aynı zamanda kendi olgunlaşmasında etkili olan, görünen vitrin yüzüdür. Dolayısıyla Fıtrat-Mizaç-Kişilik yapısını şuna benzetebiliriz: Fıtrat tohum, mizaç toprak, kişilik ise meyvesi olan ağaç gibidir. Tohum ve toprak hem meyvenin tadını hem de türün tüm özelliklerini ortaya koyması açısından güçlü bir bağa sahiptir. İnsanın mizaç ve kişilik bağı da buna benzer. Bir başka deyişle bu üçlü yapı bizi herkesten farklı kılan özelliklerimizi belirlemede en temel yapıtaşlarıdır.
Hayatınıza anlam katan kitap olarak bahsettiğiniz Kur’an-ı Kerim’i hayatınızın hangi yönlerinde rehber olarak edindiniz? Kur’an sizin hayatınızda ve kişiliğinizde en çok neyi dönüştürdü yahut dengeledi?
Kur’an yaşam rehberi kitabıdır. Duruşunuzu, yönünüzü ve tavırlarınızın sınırlarını belirlemede esas kaynaktır. Tüm hayatımda rehber olarak aldığım tek eserdir. Hayat ilkelerimi, en basit günlük yaşantımdan tutun da hayatımda yaşadığım en kritik karar dönemlerindeki tutumlarımı belirlemede benim için hep bir yol gösterici olmuştur. Kur’an’ın en başta hayatımdaki dirayetimi artırdığını söyleyebilirim. Her durumda sabrımı, dik duruşumu, vazgeçmeden işime bakmamı sağlamış bunun yanında, Kur’an’la geçen hayatım sonrasında olmadığım kadar bağımsızlaşmışımdır. Öyle sabit ilke ve hakikatler ediniyorsunuz ki onlar sizin bir başkasına ihtiyacınız olmayacak şekilde güç ve alan sağlıyor. Beni dönüştürdüğü bir başka alan, duygu dünyamın dengelenmesi oldu. Öfkelenebileceğim olaylar yaşadığımda veya üzüntü veren durumlar ile karşılaştığımda sakin ve dengeli kalmamı sağlayan öğretileri edindim. Kur’an kendisi zaten bir dönüştürücü ve yapılandıran bir değişim kitabı… Kim ciddiye alarak hayatına geçirmek için gayret sarf ederse eminim sonuç alacaktır ki bunun örneği insanlar da tanıyorum.
30 yıllık bir eğitimci olarak öğretmen adaylarına ve öğrencilere neler tavsiye edersiniz?
Eğitim işinin en güzel yanı merkezinde insanın oluşudur. Nebevî bir yanı olan bir meslek eğitimcilik… Hem bir rol model olmanız hem de peşinizden sizi takip edecek insanlara liderlik yapmanızı sağlaması açısından doyurucu bir meslek… En azından kendi adıma öyle. Benim hem mizacıma ve kişiliğime uygun bir meslek olarak görüyorum. 30 yıllık eğitim hayatımda binlerce öğretmenin yetişmesine katkım oldu, hâlâ Eğitim Fakültesi’nde ders vermeye devam ediyorum. Öğretmen adaylarına bu mesleğin kendi kişilik yapılarına uygun olmasını dikkat etmelerini öneririm. Öğrencilerine karşı merhamet ve şefkati bırakmadan güncel bilgileri takip ederek geniş bir sabırla öğretmenlik yapmalarını tavsiye ederim. Eğitiminde öğretmenin üç temel özelliği olmalıdır. Birincisi, “Bilgi kılavuzluğu”. Bilgiyi doğrudan verme yerine, bilgi edinme yollarını öğreten, bilgiyi öğrenmelerini sağlayıcı metotlar uygulayan, kendi tecrübesinden yola çıkarak olası sonuçları söyleyen ama asla bir seçeneği zorlamadan öğrencinin kendi tercihi ile yönünü bulmasını sağlayan öğreticilik yanı… İkinci rolü, öğrencinin motivasyonunu yüksek tutmasını sağlamada duygusal-sosyal liderliğidir. Sevindiren, müjdeleyen ve de öğrencinin gösterdiği her performansı bir olumlu kanaate/nota dönüştüren kişi… Motivatör diyebileceğimiz öğretmenin bu ikinci özelliği onu; bir öğrencinin bir bilgiyi kitaptan, videodan veya bir internet sayfasından daha çekici ve kolay öğrenebileceği bir kanal hâline getirir. Ve sonuncu öğretmen özelliği; sosyal birliktelik, sosyal liderliktir. Bu durum öğretmenin her daim öğrencisinin yanında olup her hâline şahit olması gerektiği bir durumdur. Bu üç özellik öğretmenlik meslek formasyonunun temelidir diyebiliriz.
Öğrencilerimize önerilerim ise merak ve algılarını hep açık tutmalarıdır. Her yeni öğrenme yeni bir heyecan oluşturmalıdır insanda. Öğrendiği her durumun onu bir kat daha güçlü ve hayata hazır hâle getirdiğini hissederse öğrenci çok daha kolay öğrenecektir. Bunun için kendi öğrenme stillerinin ve uyguladıkları ders çalışma yöntemlerinin farkında olmaları gerekir. Sanırım bu yüzyılın en temel becerisi bilgiyi bulma ve keşfetmede bireysel öğrenme kabiliyetidir. Bunu geliştiren her öğrenci hangi aşamada ve ders içinde olursa olsun her daim muvaffakiyete ulaşacaktır. En azından bu uğurda gayretini göstermesi gerekir.
Gençliğin verdiği heyecan mı, olgunluğun verdiği bilgelik mi?
Bilgelik
En çok hangi mevsim sizin ruhunuza hitap ediyor?
Sonbahar
Hep yaşamak istediğiniz bir şehir var mıdır?
Her daim İstanbul
Öğrencilerinizle yapmaktan en çok keyif aldığınız aktivite nedir?
Yeni şeyleri birlikte keşfetmek, araştırmak ve veri analizi yapmak
Sizleri motive eden, kendinize sürekli hatırlattınız bir ayet/ hadis var mıdır, varsa nedir?
Çok var. Ama motive edici olanı soruyorsanız Allah’ın sevdiğini söylediği “Allah muhsinleri, muttakileri, sabredenleri, tövbe edenleri, temizlenenleri sever.” ayetlerini hep aklımda tutar, bir davranışa girişirken göz önüne almaya gayret ederim. Hadislerde de çok var, hayatımın rol modeli olarak gördüğüm sevgili Peygamberimin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yaptığı davranışlar ve tavsiyeleri benim için hep kolaylaştırıcı olmuştur. Kur’an ayetlerini hayata geçirmek için mutlaka O’nun (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatına bakmak ve yürüyen bir Kur’an olarak O’nun her sözü benim için çok değerli. Kendi yapabildiği bir şeyi başkasından istememesini kendi hayatıma her daim düstur edinmişimdir.
