Türkiye’de ki ‘ilk başörtülü gazeteci’ olarak bilinen Şule Yüksel Şenler 1965 senesinde abisi sayesinde İslamiyet’i seçtikten sonra özel hayatında tesettürü tüm dünyaya yayma, aydınlatma çabasıyla çıktığı bu yolda birçok genç kıza ilham olmuştur. Özellikle Huzur Sokağı isimli romanında islam’ı karakterlerin hayatı üzerinden başarılı bir üslupla anlatarak yayınlandığı senede birçok genç kızın tesettüre girmesine ve birçok ateistin de müslüman olmasını sağlamıştır. Peki nedir Huzur Sokağı ve nasıl bu kadar çok kişinin kalbine dokunmuştur?
Günümüz edebiyatında ve günümüz gençleri tarafından Aşk-ı Memnu, Çalıkuşu, İntibah isimli romanlar kadar bilinmese de, bence Huzur Sokağı bu zamana kadar yazılmış en etkileyici ve islamiyet’i en iyi anlatan romanlardan biridir. Roman’ın baş karakterleri olan Bilal ve Feyza birbirlerinden tamamen farklı karakterlere ve farklı yaşam tarzlarına sahiptirler. Bilal küçüklüğünden beri islam fıtratı üzerine yetişmiş, zeki, terbiyeli ve yaşına göre inanılmaz bir olgunluğa ve dini konularda etkileyici bir şuur’a sahip fakir ve babasız bir gençtir. Hayatta ki tek gayesi okulunu bitirip annesine kaliteli ve dini sınırlar içerisinde bir hayat sunabilmektir. Öte yandan Feyza ise zengin, şımarık, hayatta bir gayesi olmayan ve dinden bir haber yetişmiş bir genç kızdır. Fakat hayatı bir gün hiç beklemediği bir anda Bilal’in evinin karşısında ki apartmana taşınmasıyla baştan aşağı değişecektir. Bu zamana kadar hayatta istediği her şeyi elde eden Feyza, arkadaşlarıyla yaptığı bir iddia sonucunda kendisine yeni hedef olarak Bilal’i seçer ve onu kendisine aşık etmek için Müslümanmış gibi davranmaya çalışır. Ama bilmediği bir şey vardır ki o da bu oyunun sonucunda fark etmeden Bilal’e geri dönülmeyecek bir şekilde aşık olacağıdır. Tüm bu oyunlardan habersiz olan Bilal ise tüm mahalleliye ve kendisine bu zengin züppelerden etkilenmeyeceklerine dair bir öğüt vermişken bir gün odasının camından bakarken gördüğü bir çift yeşil göz yüzünden bir anda bütün hayatı altüst olur. Artık nereye baksa o yeşil gözleri görmektedir. Okuduğu kitaplarının satırlarında, izlediği deniz ve gökyüzünde ve hatta uyurken bile gözleri kapalı olmasına hala o yaşmak yeşili gözleri görmektedir. Unutmak için her gün, her saniye Allah’a yalvarsa da o yeşil gözler benliğinden silinmez. Tam Feyza’ya olan aşkını itiraf edeceği zaman onun dadı’sından Feyza’nın kendisine yalan söylediğini öğrenen Bilal aşkını kalbine gömerek annesinin kendisine münasip gördüğü Hacer adında ki bir hanımla evlenmeyi kabul eder. Ve kitabın ikinci kısmı da Feyza’nın, Bilal’in evlenmesi yüzünden delirmemek için zengin bir iş adamı olan Selim Taner’le evlenmesiyle başlar.
Babasının evinde gördüğü şatafatlı ve lüks hayatın iki katına Selim’le evlendikten sonra da sahip olan Feyza her gün yaşadığı bu hayata rağmen Bilal’i hala unutamamıştır. Hatta zaman geçtikçe ona olan aşkı daha da şiddetli bir hal almaya başlamıştır ve yaşadığı bu hayattan bunalmaya başlamıştır. Kokteyl partileri, bar dansları, kumar masaları dolu bu hayat bir süre sonra Feyza’yı sıkmaya başlamıştır ve ruhunda ki Bilal’den sonra açılan boşluk bir türlü dolmamaktadır. Bir gün içindeki dertlerini annesi gibi gördüğü dadısına açar ve ona Bilal’in neden kendisiyle evlenmediğini sorar. Dadısı ise ona başörtülü ve İslam’ın şartlarına göre yaşayan bir kadın olmadığı için Bilal’in onunla evlenmediğini söyleyince Feyza önce bu fikirle dalga geçer, evlenmek için sevginin yeterli olduğunu ve kendisinin güzellik bakımından Bilal’in evlendiği o kapalı kadından daha üstün olduğunu savunmaya başlar. Ama daha sonra dadısının ısrarları sonuncunda dadısıyla birlikte Risale-i Nur kitapları okuyan Feyza’nın kalbinde ve beyninde yeni bir dünyanın kilidi açılmaya başlar. Bu zamana kadar yaşadığı hayatın günah ve boşluk dolu olduğunu anlayınca bir anda delirmiş gibi ağlamaya başlar. Neden bunca zaman bunlardan mahrum büyüdüğünü sorgular ve içinde İslamiyet’e karşı bir merak duygusu uyanır. Gün geçtikçe bu konuda kendini geliştirmeye başlayan Feyza, Müslüman olduğu için kendisine şiddet uygulamaya başlayan kocasına boşanma davası açar ve kızıyla dadısını da alarak Huzur Sokağı’na dönmek ister. Ancak oraya gitmeden önce kendisini acı bir haber karşılar. Annesi, babası ve erkek kardeşi bir trafik kazasında ölmüştür ve babasının bütün mal varlığı da Selim’in yüzünden gitmiştir. Bunları öğrenen Feyza yıkılsa da vazgeçmez ve eski evine dönerek orada evden terzilik yaparak geçimini sağlamaya çalışır. Bu sırada beş yaşında cıvıl cıvıl bir çocuk olan kızı Hilal ise mahallede ki herkesin sevgilisi olmuştur. Küçük yaşına rağmen öğrendiği dualar ve şarkılarla Feyza için bir neşe ve yaşam kaynağıdır. Feyza’nın hala aynı apartmanda oturan eski zengin arkadaşları ise bu durumdan oldukça rahatsızdır. Feyza’nın kapalı bir kadın olarak dönüşü onlar için adete bir şok olmuştur. En sonunda Alev Leyla isimli arkadaşı bu duruma dayanamaz ve Feyza ile konuşmak için evine gider. Feyza dadısından öğrendiği her şeyi arkadaşına da anlatır ve bu sayede arkadaşları da gerçek birer Müslüman olur. Feyza çok mutludur. Çünkü Bilal’e karşı duyduğu o büyük aşk, onun gerçek aşkı Allah aşkını bulmasını sağlamıştır. Her gün bunun için Allah’a şükreden Feyza, kızını da İslami değerlere göre yetiştirmek istediğinden Hilal okul çağına geldiğinde kızına onu alıştırmak için başını dışarda kapatacağını ama okulda açabileceğini söyler. İşte romanın esas kilit noktası ve toplumsal değeri de Hilal’in başörtüsü yüzünden eğitim hayatında yaşadığı sorunlarla başlar. Hilal daha o yaşında sahip olduğu İslami şuur yüzünden din düşmanı olan hocaları tarafından çok zorluklar yaşasa da asla başörtüsünü çıkartmamış ve bu uğurda okumayıp, cahil kalmayı bile göze almıştır. Ama lise mezunu olan annesi kızının da ne pahasına olursa olsun eğitimini tamamlaması gerektiğine inanmış hatta bu uğurda hastalanıp yataklara bile düşmüştür. Kendisine birçok zengin ve yakışıklı doktorlar, mühendisler talip olsa da o Bilal’e duyduğu büyük aşk ve kızına duyduğu korumacı annelik hisleri dolayısıyla hiç kimsenin teklifini kabul etmez ve canla başla sadece kızının rahatı için çalışır. Ve artık Hilal zorluklarla baş ederek ortaokulu birinci olarak tamamlamıştır. Liseyi ise açıktan okuyarak evde bir yandan annesine yardım edip bir yandan da üniversite sınavları için çalışmaktadır. Fakat bir gün Feyza şiddetli bir rahatsızlık geçirince, Hilal gece yarısı evden koşarak çıkar ve bir doktor bulabilmek için çırpınır. Derken karşısına bir tabela çıkar ve o dairenin kapısını çalar. Oradan iki tane doktor çıkar. Dr. Nazım ve Dr. Nusret. Bilal’in en yakın arkadaşlarından biri ve oğlu.. Hilal ağlayarak doktorları evlerine götürür. Dr. Nazım, Feyza’yı muayene ettikten sonra onu kendi kliniğine götürmesi gerektiğini söyler ve onları ikna edip hastaneye yerleştirir. Hastanede geçen günlerde Hilal ve Nusret gün geçtikçe birbirlerine bağlanmaya başlar. Ama Hilal’in kalbinde bir şüphe vardır. Doktor Nusret iyi birisi olabilir ama acaba Müslüman mıdır? Bu merakı bir gün Nusret’i namaz kılarken görmesiyle son bulur ve koşarak annesine müjdeyi verir. Annesi iyileştikten sonra Hilal ve Nusret nişanlanır. Ama düğün için Nusret’in babasının dönmesini beklemeleri gerekiyordur. Bu sırada Nusret, Feyza’nın eski kocası Selim’in yüzünden bir iftira sonucu hapse düşmüştür. Ama orada bile İslami kaidelerinden vazgeçmez ve herkese İslam’ı tanıtmak için canla başla çalışır. Oğlunun haberini alan Bilal, mahkemeye gittiğinde Feyza’yı görür, Feyza’da onu. Feyza şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez. Meğer kızının aşık olduğu adam, kendisinin aşık olduğu adamın oğluymuş. Bu mucize için Allah’a nasıl şükredeceğini bilemeyen Feyza ile Bilal çocuklarının yanında birbirlerini tanımıyormuş gibi yapar. Ve mahkeme saatinde Selim’in gerçek yüzünü ifşa etmek için kürsüye çıkan Feyza, Selim’in adını verdikten sonra tam her şeyi anlatacakken onun adamları tarafından silahla vurulur. Buna rağmen damadını kurtarmak için son nefesine kadar mücadele eder. Hastaneye gittiklerinde karşılaştıkları doktor ise bir zamanlar Feyza’ya talip olan Dr. Celil Bey’dir. Feyza ömrünün son saatlerinde karşısında aşık olduğu adam ve kendisine aşık olan adamı gördüğü için büyük bir şükran ve huzur içindedir. Son sözlerinde ise Bilal’den af diler ve kızına sahip çıkması için ona yalvardıktan sonra hayata gözlerini yumar. Ve işte 66 yıllık büyük bir aşk hikayesi böyle acı bir şekilde son bulur. Bu öyle bir aşktır ki en sonunda Feyza’nın Allah aşkını bulmasını sağlamıştır ve Bilal’inse Allah’a olan aşkını unutmamak için aşkını kalbine gömmesini..
Günümüzde en ufak kavgada, güvensizlikte aşklar biterken, herkes bırakın sevgiyi, Allah’ı bile unutmuşken bu romanda aşkın sayesinde bir genç kızın dinle tanışması ve ruhunun baştan sona değişmesiyle bu uğurda verdiği mücadeleler anlatılır. Yasak aşk, yanlış batılılaşma, toxic aşk gibi konular içeren diğer romanların yanında bu roman gerçek aşkın gücünü, neler yapabileceğini ve din olmadan aşkın bile olamayacağını bize eşsiz ve sanatsal bir şekilde anlattığı için Türk Edebiyat tarihinin bu zamana kadar yazılmış en önemli romanlarından biridir. Bu nadide, bir daha tekrarı yapılamayan, tek ve eşsiz eser için Şule Yüksel Şenler’e teşekkürlerimi sunarım. Ruhu şad olsun inşallah.
