“Düzenli olarak her gün, her saat tekrarlanan alışkanlıklara hazırlanmamız gerek. Küçük alışkanlıkların sağladığı birikim, anlık büyük çabalardan çok daha etkili olacaktır. Sarf edilen çabanın düzenli olması şartıyla küçük alışkanlıklar edinirsek bu davranışları devamlılık diye adlandırırız. Bu da iradenin devamını kolaylaştırır.”1
Günümüzde irade terbiyesi diye zikrettiğimiz şey aslında bir bakıma nefis terbiyesidir. Nefsin terbiyesi ise istediğini yapmakla değil yapılması gerekeni -istemesek de- yapmakla mümkün olur. Peki, insan, nefis terbiyesini gerçekleştirdiğinde ne kazanmaktadır? Cevap Fransız eğitimci Jules Payot tarafından yazılan “İrade Terbiyesi” adlı kitabın satır aralarında gizli: “… İnsan kendine hâkim olmanın paha biçilmez bir değer olduğunu zamanla öğrenecektir. Hayattan ne istediğimiz, ne olacağımız, hayatta oynayacağımız rol kendine hâkim olmaya bağlıdır… Gerçek özgürlük için kusursuz bir öz hâkimiyet gerekir.”
Kişi iradesine hâkim olmayı öğrendiğinde gelip geçici arzularına köle olmaktan kendini azat etmiş olur. Bunu başarabilen insan, insan olabilmenin ayırt edici vasfına ulaşmış ve gerçek özgürlüğü tatmıştır. Aksi düşünüldüğünde ise nefsi ne isterse onu yapan ve daha sonra istemediği sonuçlara katlanmak zorunda kalan bir varlık olmanın ötesine geçemeyecektir.
İşte günümüzde bu sebeple, iradeye hâkim olmanın yollarından biri olarak, belki de en çok sunulan çözüm önerisi; plan ve program yapmaktır. Yapılan plan ve programlar kişiye daima “Yolda” olduğunu hatırlatmakta ve bu şekilde boş meşgalelere dönüp hayatını harcamasına izin vermemektedir. Çünkü insan başıboş kaldığında hedeflerini unutur ve hazların peşinde koşmaya başlar. Bu yüzden Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Beni göz açıp kapatıncaya kadar nefsimle baş başa bırakma Ya Rabbi!” şeklinde ettiği bu dua, bizim dilimizden düşmemesi gereken en önemli dualardandır. Nitekim en temel fizik kanunlarından olan “Evren boşluk kabul etmez.” ifadesi bile aslında boşluğun başka bir de işle amaçsızlığın insan doğasına verilen en büyük zararlardan biri olduğunu destekler niteliktedir.
VE ZAMAN…
Zaman, bizim plan ve programlarımızın heybesidir. Bu, heybenin doldurulması gerektiğine bir işarettir. Nitekim kişi cüzdan alıyorsa hedefi içine para koymaktır. Aynı şekilde sadece “Zaman” diye bir olgunun mevcudiyeti dahi onun heba edilmemesi gerektiğine dair bir işaret olarak görülebilir. İşte Allah bize zaman heybesinin ilk ve en önemli azığı olarak 5 vakit namazı ihsan etmiştir. Bu bir Müslümanın programının ilk ve aynı zamanda en temel planıdır.
İslâm ile şereflenmiş bir kişi gözlerini Güneş doğmadan açar ve günün ilk ışıkları ile kalbine dolan huzur, Rabbine itaat etmiş olmanın verdiği mutluluktur. O nefsine yenilmemiş ve sıcacık yatağından kalkıp aldığı abdestle uyuşukluğun izlerinden kurtulmuş bir kimsedir artık. Sabah namazını eda eden kişi nefsinin avareliğinden bir adım uzaklaşmış ve iradesinin hâkimiyetine dolayısıyla da dünya ve ahiret saadetine bir adım daha yaklaşmıştır. Kişi güne bu şekilde başlamanın verdiği enerji ile dopdolu bir gün geçirmenin önündeki ilk engeli kaldırmıştır.
Öğle vakti ise günün tam manasıyla başladığı ve kişinin de hazlarının peşinde koşmak için en yüksek enerjisinin olduğu bir vakittir. Buluşmaların, gezmelerin tozmaların tercih edildiği vakitlerdir. İşte böyle bir vakitte öğle namazı bize asıl programımızın en önemli hatırlatıcısıdır. Bir Müslümanın asıl programı, zamanını Allah’ın rızasına göre değerlendirmektir. Öğle namazı ile kişi aslında bu programı ve dolayısıyla da Rabbini anmış olmaktadır.
Bir sonraki vakit ise ikindi namazının vaktidir. İnsanın çoğunlukla dünya meşgaleleri ile en çok iç içe olduğu yoğun bir zaman dilimine denk gelmektedir. Nitekim buna binaen “Namazlara ve orta namaza devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için nama[1]za durun!”2 ayetinin tefsirinde Elmalılı Hamdi Yazır, orta namazın ikindi namazı olduğunu ifade eden rivayetleri zikrettikten sonra ikindi namazının ayette özellikle zikredilmesinin hikmetini, herkesin geçim ve ticaret ile çokça meşgul oldukları bir vakit olması olarak göstermektedir. İşte böyle bir anda ayette geçtiği üzere “Gönülden boyun eğerek” Rabbimizin huzurunda durmak, kişiye adeta yeniden bir can vermekte, asıl gayesini hatırlatmakta ve bu yolda atacağı adımlara güç kuvvet olmaktadır.
Akşam namazı vakti artık yavaş yavaş günün bitmesine yakın yorgunluğun hissedildiği, rehavete daha çok kapıldığımız bir vakittir. “Biraz dinleneyim.” derken dinlenmek için seçtiğimiz telefonlar, televizyon dizileri vaktimizi çalmakta; nefsimiz bu yoğun günün ardından bulduğu fırsatı tabiri caizse o saate kadar bina ettiğimiz irade kalesine en büyük topları atmak suretiyle değerlendirmektedir. “Gerçek cesaret uzun soluklu, sebatkâr olandır. Genç açısından önemli olan ipin ucunu hiçbir zaman bırakmamak olmalı. Zaman, ipinin ucu kaçırılmayacak kadar değerlidir.” der, Jules Payot “İrade Terbiyesi” adlı kitabında. İşte bu akşam vakti, ipin ucunun kaçırılmaya en müsait vaktidir belki de. Bu sebeple yorgunluğumuzu giderecek taptaze bir abdestle Rabbimizin huzurunda durmak bize bitmekte olan pilimizi yeniden şarj etme fırsatı sunacaktır.
Ve yatsı namazı… Günün son vakit namazı… Gün değerlendirmesinin yapılacağı ve en güzel dinlenme olan uyku vaktinin geldiği an… Belki de uykunun iyice bastırdığı ve namaza zorlandığımız anlardan biri… Eğer yapmamız gereken bir şeyde zorlanıyorsak o zorluğu hissediyor ve harekete geçmek istemiyorsak müjde! İradenizin hâkimiyetini kazanmak ve nefsin zincirlerinden kurtulup gerçek özgürlüğünüzü elde etme fırsatı ayağınıza gelmiş demektir. O anda harekete geçmek, yapılması gerekeni yapmak size sorumluluğunuzu yerine getirmenin iç huzurunu verecek ve yeni güne hazır bir şekilde gözlerinizi kapatmanızı sağlayacaktır.
Evet, 5 vakit namaz plandır, programdır ve bir irade terbiyesidir. Ama bu namazın hikmetlerinin sadece bir tanesidir. Rabbimiz bizi günde 5 vakit huzuruna çağırmakta, madden ve manen “Benimle ol” demektedir. Bu ne büyük bir şereftir… Dünyada bir kişi bile namaz kılmayacak olsa Rabbimiz yüceliğinden bir zerre bile kaybetmeyecektir. Namaza, bir başka deyişle Rabbine yakın olmaya oksijen ve suya ihtiyaç duyduğu kadar ve hatta daha da fazla muhtaç olan insan ne yazık ki en çok namazından gafildir. Hâlbuki bizim ruhumuzun gıdası namazdadır. Ruhu hasta olan bir insanın bedeninin sağlığı hiçbir şey ifade etmez. Bu kişi gerçek huzura fersah fersah uzaktır. Bunun aksine bedeni hasta olan bir insanın ruhu sağlıklıysa eğer daimî bir huzur içindedir. Sonsuz ahiret mutluluğu ve huzuru da bunun en büyük mükâfatıdır.
Rabbimiz bizleri ruhen ve bedenen sağlıklı kimselerden eylesin ve her anını kendisinin huzurunda olma bilinciyle yaşayan, nefsine göz açıp kapatıncaya kadar fırsat vermeyen iradeli ve özgür kullarından olmamızı nasip etsin.
1 “İrade Terbiyesi”, Jules Payot
2 Bakara Suresi, 238