Her yaz bitimi, klasikleşmiş hatta belki de klişeleşmiş bazı düşünceler sarar hepimizi. Güzün gelişiyle içimizde çoğu zaman şuursuzca geçen günlerimiz için bir silkeleniş arzusu oluşur. Ömrümüzün son demlerine adım adım yaklaşırken yeni mevsim ve yeni başlangıçlarla durup düşünmeye koyulur, eksik kalanları tamamlayıp hayata yeni bir başlangıç yapma hissiyatına bürünürüz. Günün, yılın ve ömrün bitişini kavrayamamanın bizi, hayatımızın en büyük kaybıyla karşı karşıya bırakacağını biliriz.
Yine yeni bir sonbahar gelmiştir yahut hüsranla başlayan bir günümüz ikindi vaktine varmıştır ve yaşamımızda bir milat gerçekleşmesi için âdeta şartlar hazırdır. Buna karşılık zararın neresinden dönersek kâr olduğu da aklımızın bir köşesinde yer edinmiştir. İçinde bulunduğumuz âna, her ne kadar hep erteleyerek ulaşmış olsak da artık değişimin ve dönüşümün gerekliliği kaçınılmazdır. Çünkü harekete geçmediğimiz her saniye, bizi kaçınılmaz sonumuza amansızca yaklaştırmaktadır.
SONBAHARDAN İKİNDİYE
Sonbaharın, senenin son mevsimi oluşu gibi ikindi namazı da günün son demlerine tevafuk eder. Gün, nihayete doğru koşarken her ikindi vaktinde Rabbimiz bize âdeta “Bugün de bitiyor, Benim için bir şeyler yapmayacak mısın?” diye seslenmektedir. Her gün yeniden başlama fırsatı olarak karşımıza ikindi namazı çıkartılırken biz hangi telaşlardayız, bunu hiç düşündük mü? Huzura davet edildiğimiz, günün bu en yoğun, en bereketli, en güzel saatleri kimi ve neyi tercih ettiğimizi ispatlayacağımız vakitlerdir.
Geçen ikindilere bakarak duyduğumuz pişmanlık bizi yarının ikindilerine sıkı sıkıya bağlamalıdır. Resulullah Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), “Namazları ve orta namazı aksatmadan kılın.”1 ayetini okuduktan sonra: “Orta namaz, ikindi namazıdır.”2 buyurmuştur. Orta namazı yani ikindiyi diğer namazlardan ayırarak belirten Rabbimiz, bu vakte ziyadesiyle ehemmiyet göstermemiz gerektiğini vurgulamaktadır.
İnsanın en yoğun olduğu zamana denk gelen ikindi vakti, fedakârlık vaktidir. Kişi işini, gücünü, meşguliyetini bırakıp Rabbine yönelince mükâfatını da alacaktır. Nitekim Resulullah Efendimiz, “İki serinlik namazını, sabah ve ikindiyi kılan kimse cennete girer.” buyurmuştur. Bu vakitlerin fazileti kendinde gizlidir. O ânı yakaladığımızda asıl mutluluğa erişiriz. Çoğu insan günün telaşına kendini kaptırmış, işlerinin arasında kaybolmuşken sen, hayatının bütün akışını durdurup Rabbine yönelirsin de diğerlerinden bir farkın, cennette özel bir yerin olmaz mı?
NE İÇİN FEDAKÂRLIK?
Dünya sadece bir basamaktır. Bizi yaratan bu basamağı en kazançlı şekilde nasıl atlayabileceğimizin ipuçlarını imtihanlarımız arasında gizlemiştir. Daima hatırda tutmamız ve derdimiz olması gereken şey, kulluğumuzdur. Sonbaharın doğa için bir geçiş ve hazırlık dönemi olması gibi ikindi vakti de bizlerin ahirete hazırlanma vakti olmalıdır.
O’na ulaşmak için yine O’nun sunduğu ikramlarla yol alan ve yolun sonunda Rabbine ulaşacağını bilenler için dünya, meyvesi yarın toplanacak olan bir tarladır.
DERDİMİZ DÜNYAMIZ
Vakit ikindi vakti. Günün sonu yaklaştı… Artık en azından sonrası için yeni bir başlangıca niyet edelim. Kim bilir, belki ömrümüzün de sonbaharındayız… Bütün bu hislerin, geç kalmışlığın, bitişin sükûna kavuşacağı tek yer var: Rabbimizin huzuru…
Rabbim hepimize ömrümüzün her anında ikindi serinliği, ferahlığı ve bereketi nasip etsin. Son-ikindi gelmeden uyanış ve şuur ihsan eylesin.
1 Bakara Suresi, 238
2 Ebu Davud, “Salat”, 5