– Hocaya ulaşabildin mi?
– Hayır. İki kez aradım ama açmadı. İyi ki hatırlattın şimdi bir daha arayayım.
Bu sahne tanıdık geldi mi? Ya da habersiz gelen bir misafirden dolayı mahcup durumuna düştünüz mü? Bu ve benzeri durumlarla büyük ihtimalle hepimiz karşılaştık. Şimdi sizinle dinimizin bu hususta ne dediğine bakalım.
Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Dinimizde kişilerin mahremiyetinin korunması esastır. Örneğin, Nur Suresi 27. ve 28. ayetlerde şöyle buyrulmaktadır: “Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere geldiğinizi fark ettirip ev halkına selâm vermeden girmeyiniz. Eğer (Girmek istediğiniz) evlerde kimseyi bulamazsanız, izin verilinceye kadar oraya girmeyin! ‘Geri dönün!’ denirse hemen dönün, bu sizin için daha uygundur. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilendir.”
Kişinin evi onun mahremiyet alanıdır ve kimsenin bu sınırı izinsiz bir şekilde geçmeye hakkı yoktur. Aynı zamanda izin verilmediğinde bundan alınıp gücenmek de Müslüman ahlâkına uygun bir haslet değildir. Çünkü görüldüğü üzere “‘Geri dönün!’ denirse hemen dönün!” emri ile bizzat Allah Teâlâ bu hakkı koruyup gözetmektedir.
Yine bu hususu destekler nitelikte olan bir hadiste Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır: “İzin istemek üç defadır. İzin verilirse girersin, verilmezse geri dönersin.”1 Günümüzde bu Hadis-i Şerif, ısrarla telefonu çaldırmak, art arda çağrılar bırakmak vb. durumlar için uyarlanabilir niteliktedir. Kişiyi bu şekilde rahatsız etmek kul hakkıdır. Bu sebeple bir mümin, karşısındaki kimsenin hakkını korumaya ve onu rahatsız etmemeye gayret göstermelidir.
NEDEN TELEFONUNU AÇMADIN?
“Neden telefonunu açmadın?”, “O gün sana uğradık evde yok muydun?” gibi sorular da insanı rahatsız eden daha da kötüsü yalana sevk edebilen sorulardır. Bu sebeple muhatabı sıkıntıya sokacak sorulardan olabildiğince kaçınılmalıdır. Onun yerine, “Aramıştım ama ulaşamadım. Seni merak ettim, müsait olmadığında beni mesajla bilgilendir lütfen.” şeklinde ricalarda bulunmak mümkündür. Bu gibi ricalarda karşımızdakine hesap sorar gibi bir tavır takınmamak da oldukça mühimdir. Nitekim Hucurat Suresinin 12. Ayet-i Kerimesi’nde, “Ey iman edenler! Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın…” buyrulmaktadır.
EFENDİMİZİN (Sallallahu aleyhi Vesellem) MAHREMİYETİ KORUMA HASSASİYETİ
Sehl bin Sa’d’dan gelen bir rivayete göre bir adam, Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi Vesellem) kapısındaki bir delikten evin içine bakmaktaydı. O esnada Resulullah’ın elinde de bir tarak vardı ve adamın bu hâlini fark ederek şöyle buyurdu: “Senin Beni gözetlediğini bilmiş olsaydım, bununla gözünü oyardım. İzin istemek, evin içerisi görülmesin diye emredilmiştir.”2
Bir başka rivayette ise Kilde bin Hanbel (Radiyallahu Anh) şöyle anlatmaktadır: “Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanına gittim ve selam vermeden huzuruna girdim. Bunun üzerine Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Geri dön ve es-Selamu aleykum, girebilir miyim?’ de.” buyurdu.”3 Efendimizin bu husustaki bir başka sünneti ise evlere girmek için izin isterken kapının tam karşısında durmayıp hafif sağ veya sol köşesinde durmaktı. Buradan da anlaşılıyor ki kapının tam karşısında durup kapı açılınca da içeriyi gözetlemek hoş olmayan davranışlardandır. Nitekim bir Hadis-i Şerifte şöyle buyrulmaktadır: “İzin istemek göz(ün evin ayıplarını görmemesi) için şart kılınmıştır.”4
DİNİMİZİN GÜZELLİĞİ
Görüldüğü üzere İslâm, her bir bireyin hakkını korumakta ve müminleri birbirlerine rahatsızlık vermekten sakındırmaktadır. Bu hayatın her merhalesinde bu şe[1]kildedir. “Biz çok yakın arkadaşız aramızda teklif yok.” ve benzeri ifadeler yanlıştır. Bilakis, yakın arkadaşlar birbirlerinin haklarına daha fazla riayet etmelidir. Çünkü yabancı bir kimse zaten yüksek ihtimalle mahremiyet ihlali yapmamaya özen gösterecektir. Ancak gerekli uyarıları yaparken kalp kırmamaya dikkat etmek de oldukça mühimdir. İki tarafın da birbirine anlayışlı ve saygılı olduğu durumlarda sağlıklı bir ilişkiden söz etmek mümkündür. Aksi durumun aradaki sevginin zamanla kaybolmasına ve soğukluk oluşmasına sebebiyet verebileceği unutulmamalıdır.
Diğer yandan bir mümin, elinden geldiği kadar misafir ağırlamalı ve misafirin evin bereketi olduğunu unutmamalıdır. Bir Hadis-i Şerifte Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır: “Kim Allah’a ve ahirete inanıyorsa misafirine ‘caize’sini ikram etsin!” Yanındakiler sordular: “Ey Allah’ın Resulu! Caizesi de nedir?” Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle açıkladı: “Bir gecesi ve gündüzüdür. Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası sadakadır. Misafire, ev sahibini günaha sokuncaya kadar yanında kalması hoş değildir.” Tekrar sordular: “Misafir ev sahibini nasıl günaha sokar?” Efendimiz bunun üzerine şöyle buyurdu: “Adamın yanında ikâmet eder kalır, hâlbuki kendisine ikram edecek bir şeyi yoktur.” 5 Yine bir başka hadiste geçen, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin”6 ifadesi misafir ağırlamanın önemine işaret etmektedir. Zikredilen bu hadiste ev sahibine misafirin önemi öğretilirken bir önceki hadisle de misafire, rahatsızlık vermemesi için ikazda bulunulmaktadır. Aynı şekilde telefon çağrılarında, mesaj göndermekte kısacası her türlü iletişimde “Rahatsızlık vermemek” bir Müslümanın esas gayesi olmalıdır.
O zaman yazımızı şöyle bir dua ile sonlandıralım: Allah bizi hem bir mümine rahatsızlık vermekten hem de rahatsız edilmekten muhafaza eylesin!
1 Buhari, İsti’zân, 13
2 Müslim, Âdâb, 40-41
3 Ebu Davud, Edeb, 127
4 Buhari, İsti’zân, 11
5 Buhârî, Edeb, 85
6 Buhari, Edep, 31