Pazar, Mart 1, 2026

İlim Geleneğimizin Örnek Şahsiyeti: Mehmet Emin Saraç 9

Ümmü Gülsüm Yeşil
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi-İslâm Hukuku Anabilim Dalı

Paylaş

SARAÇ HOCAEFENDİ VE YOZGATLI İHSAN EFENDİ

Emin Saraç Hocaefendi ve İhsan Efendi’nin irtibatı Türki­ye’de iken başlamıştır. Mısır’da da Hocaefendi’nin en ziyade istifade ettiği isimler arasında İhsan Efen­di yer almaktadır. Mısır’da iken sık sık İhsan Efendi ile beraber olma fırsatı yakalayan Hocaefen­di, onun ince şahsiyetinden ve ilmî birikiminden söz etmektedir: “İhsan Efendi Yozgatlıdır. Annesi benim eniştemin babasının hem­şiresiydi. Ben Mısır’a gitmeden önce İhsan Efendi’yle bu cihetten bir bağlantım olmuştur. Bende el yazısı mektubu vardır. Ciddi, efendi, şahsiyetli ve zeki bir insan­dı. Fakat şeyh Bahît El-Mutî’î’den icazet aldıktan sonra Türkiye’deki hengâme meydana gelince bir daha Türkiye’ye dönmedi. Ora­da kalmayı ihtiyar etti. Orada Sultan Mahmud Medresesi’nin nazırlığını yaptı. Ayrıca Âbidîn Sarayı’nda da bir vazifesi vardı. Abdunnasır gelip sarayı altüst etti. O zaman Kral Faruk aleyhin­de çokça konuşuluyordu. İhsan Efendi, ‘Biz içinde olmasaydık belki bu söylenenlere inanırdık. Bizim Sultan Abdulhamit’in hal’i zamanında duyduğumuz sözlerin benzerleri Kral Faruk hakkında söyleniyor. Hadiseler onların söy­lediği gibi değildir.’ demişti. İhsan Efendi gönlü kırık, muzdarip ve zarif bir şahsiyetti. İlimle meşgul olurdu. Okumayı ve okutmayı çok severdi. Bizim odamıza da birçok defa gelmiştir.”

İHSAN EFENDİ HAKKINI VERMİŞ

Mısır’da Türk zevattan olan Kevserî ve Sabri Efendi ile de yakın irtibatı bulunan İhsan Efendi, yaptığı bir tercüme ile de Kevserî’nin takdirini kazanmıştır. “Ayrıca Mustafa Sabri Efendi ve Zahid Efendi kendisini çok sever­lerdi. İhsan Efendi, Ali Himmet Berki’nin ‘Fatih’in Adlî Hayatı’ adlı kitabını Arapça’ya çevirmiş­tir. Kadınların kadılık vasfını alabileceğine dair Ali Himmet Berki’nin bir kaydı vardır. İhsan Efendi bu kaydın mutlak olma­dığını izah için oraya güzel bir haşiye koymuştu. İhsan Efendi bu haşiyesini Zahid Efendi’ye okumuş, Zahid Efendi ‘İhsan Efendi mevzunun hakkını vermiş. Kendisini takdir ettim.’ demiştir.”

EZHER ULEMÂSI VE M. EMİN SARAÇ HOCAEFENDİ

Emin Saraç Hocaefendi, Mısır’da Türk asıllı Zahid Kevserî, Mustafa Sabri Efendi ve İhsan Efendi gibi zevatın dışında Ez­her’in çok kıymetli ulemâsından da istifade etmiştir. Bunlardan bilhassa Hocaefendi için ziyade müessir olanlar Muhammed Abdulvehhab Buhayrî, Ahmed Fehmi Ebu Sünne, Abdulfettah eş-Şa’şa’dır. Hocaefendi Ezher ulemâsı ile hukukunu ve onlara yönelik takdirini şöyle dile geti­riyor:

“Mısır’da tabii ki Ezher’de de çok kıymetli âlim ve allâmeler vardı. Bunlardan hiç unuta­mayacağım Şeyh Abdülvehhab Buhayrî vardı ki Şeriat Fakülte­si’nin haricinde bizi hasseten evi­ne çağırır ve Buharî-i Şerif oku­turdu. Sonra yine 50 sene Usul-i Fıkıh tedrisiyle meşgul olmuş, Usul-i Fıkıh hocamız Ahmed Feh­mi Ebu Sünne Hocaefendi’yi de -yüze yakın yaşlarda vefat etti-hiçbir zaman unutamıyorum. Hepsi büyük, fazıl insanlardı. Bu âlimler mevkileri ile veyahut maaşları ve servetleri ile değil de ilim ve irfanlarıyla bir bayrak olmuşlardır İslâm Dünyasında.”

“Mısır’daki hocalarımızın bizi, ‘Osmanlı Devleti’nin Çocuk­ları’ olarak görmeleri bize ayrıca bir iltifattı. Bu tabir Abdulfettah eş-Şa’şaî Hoca’ya aittir. Kendisi âlim, fazıl ve kurra bir zat idi. Kâmil bir insandı. Seyyide Zey­nep Cami’nin Cuma mukrilerin­dendi. Her caminin bir mükrii vardı. Mukriler camilere çetin bir imtihandan sonra tayin edilirdi. Ezher Cami’nin mukrii Mustafa İsmail idi. Abdülfettah eş-Şa’şaî Hoca kapı gibi, mücessem bir zattı. Hususan Sultan Abdülhamit Han’ı çok severdi. Sık sık ondan bahsederdi. O zamanlar Ezher’de böyle ilim ve fazilet erbabı Hoca­efendiler vardı. O devir insanla­rının meziyetlerini biz hâlâ idrak edemedik.” Hocaefendi her fırsatta Ezher ulemâsından minnet, takdir ve şükranla söz etmiştir.

MÜMTAZ BİR ÇEVRE

Hocaefendi’nin yakın çevre­sini incelediğimizde her birinin ilim, davet ve mücadele adamı, ihlas ve samimiyetleri ile ön plana çıkan yakın tarihimizin müstesna isimleri olduklarını görmekteyiz. Hocaefendi’nin ilmî şahsiyeti ele alınırken bu mümtaz çevrenin de muhakkak anılması gerekmekte­dir. Üzerinde durulması gereken bir başka kıymetli şahsiyet ise Ali Yekta Efendi’dir. Ali Yekta Efendi, Emin Saraç Hocefendi’nin kayınpederidir. Diyanet’te üst dü­zey vazifeler almış, ilmî ve içtimaî muhitten birçok müstesna isimle yakın dostluk tesis etmiştir. Ho­caefendi kayınpederi vesilesiyle Ömer Nasuhi Bilmen, Bekir Hâki Yener, Topbaş ailesi gibi Türki­ye’nin ilim ve irfan camiasının önde gelen isimleri ile yakın mü­nasebet kurmuştur.

Fatih dersiâmlarından olan Ali Yekta Efendi, Hukuk Mek­tebi’nden mezundur. Bir süre İstanbul Müftü Yardımcılığı yap­mıştır. Dönemin ulemâ ve sûfiyesi ile yakın ilişkileri mevcuttur. Ali Haydar Efendi onu “Sağ gözüm” diye isimlendirmiştir. Aynı za­manda Esad Erbili’nin icazetli hulefası arasındadır.

Ali Yekta Efendi’nin Ömer Na­suhi Bilmen ve Bekir Hâki Efendi ile teşrik-i mesaileri mevcuttur. Ali Yekta Efendi, hitabet kabiliyeti ve hoş sohbeti sebebiyle meclislerde aranan isimdir. “Bekir Hâki Efen­di, Ömer Nasuhi Efendi, kayınpe­derim Ali Yekta Efendi İstanbul Müftülüğü’nde üçlü sacayağı gibiydi. Onlar evliya insanlardı. Onların misalini şimdi bulamaz­sınız.”, “Ömer Nasuhi Efendi gi­deceği yere mutlaka Ali Efendi’yi de götürmek isterdi. ‘Yekta Efendi sen meclisi güzel idare ediyorsun, güzel konuşuyorsun. Mutlaka gelmelisin.’ derdi.”

Ali Yekta Efendi bugün Tür­kiye’de önemli sayıda müntesibi olan Nakşî-Halidiliğin iki kolun­dan da (İsmet Efendi Tekkesi ve Kelamî Tekkesi) icazetlidir. Ancak kendine yönelik teveccühü geri çevirmiş, herhangi bir cemaat liderliği üstlenmemiştir.

ALLAH KİTAPLARINI OKUYACAK BİR DAMAT GÖNDERDİ

Hocaefendi’nin Ali Yekta Efendi ile münasebeti Ali Haydar Efendi aracılığı ile kurulmuştur. Talebesi Emin Hocaefendi’den takdirle söz eden, böyle bir izdiva­cı öngören Ali Haydar Efendi’dir. Yekta Efendi bu teklif karşısında duygulanır zira ilim erbabı bir damadı olacaktır.

“Daha ben Mısır’da iken Ali Haydar Efendi, sonra kayınpe­derim olan Ali Yekta Efendi’ye bendenizden bahsetmiş. Ali Yekta Efendi bunu duyunca gözleri yaşarmış. Ali Haydar Efendi: ‘Hayırdır, yoksa üzüldün mü?’ diye sormuş. Yekta Efendi de ‘Hüzünden değil, sevinçten ağlı­yorum. Ben, ‘Canım gibi sevdi­ğim kitaplarımı kim okuyacak?’ diye düşünürken, ‘Çocuklarımı yetiştiremedim.’ diye esef eder­ken, Allah bana kitaplarımı okuyacak bir damat gönderdi. Ona seviniyorum. Bu gözyaşları onun eseridir.’ demiş. Bunları ben daha sonra rahmetli hocam Ali Haydar Efendi’den dinledim. Askerliği yaptık, beş ay sonra düğünümüz oldu.”1

1 İlyas Karaduman’ın “İlim Geleneğimizin Örnek Şahsiyeti Mehmet Emin Saraç” kitabından derlenmiştir.

İlginizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir