Emin Hocaefendi, kendisinden Buharî Şerif’in birinci ve ikinci cildini okuduğu Baş Kayyım Süleyman Efendi’den ilk icazetini almıştır. Süleyman Efendi’nin kendi teklifi ile Hocaefendi’ye sunduğu icazetname, Hacı Ferhad-ı Rizevî silsilesinden gelmektedir.
“Fatih Camii Baş Kayyımı Süleyman Efendi, icazetli yaman bir Hocaefendi idi. O zaman Fatih baş kayyımı olmak kolay mı? Hatta kayyımların imtihanı için meşihatın tespit ettiği şartlar vardır. Mesela, Mülteka’l Ebhur’dan imtihan edilirlermiş. Baş Kayyım Süleyman Efendi, Üçbaş Medresesi’nde otururdu. Yatsı sonraları kendisinden Buharî Şerif okurduk. Birinci ve ikinci cildi kendisinden okuduk.
Biz Mısır’a gitmeye hazırlanırken ‘Siz geri döndüğünüzde beni göremeyeceksiniz. Şu icazeti, Karagümrük İmamı Şevket Efendi’ye götür. O hattattır, o yazsın.’ dedi. Şevket Efendi, dersiâmdandı. Allah rahmet etsin. İşte ilk icazetim budur. Yani muhaddis Hacı Ferhad-ı Rizevî silsilesinden gelen icazetnâme bende vardır. Beyazıt dersiâmlarından Mustafa Asım Efendi’nin hadis icazeti de ona bağlanır. Baş Kayyım Süleyman Efendi hocamız bu icazeti bana ikram etti. Hatta Buharî Şerif kitabını bana o satın almıştır ve bu kitap memleketteki kütüphanemde durmaktadır.”
Süleyman Efendi, ilminin yanı sıra takvası ile de mümeyyiz bir şahsiyettir. Bilhassa teheccüd namazını eda etme hususiyetindeki azim ve kararlılığı dikkate şayandır.
“Süleyman Efendi hocamız, Hadis-i Şeriften mücâz ve icazet veren bir kimseydi. Çok mübarek bir insandı. Bir defasında tahdis-i nimet kabilinden, ‘Caminin her tarafında teheccüd namazı kılmak nasip oldu.’ dediğini hatırlıyorum. Eskiden bir an’ane vardı. Müezzinler, kayyımlar camide gecelerdi. Hocaefendi her gece cami içindeki kuyudan su alır ve Hünkâr mahfilinde gusledermiş. Ardından bütün saflarda sırasıyla namazını kılarmış. İlmi yanında bu takvası neticesinde Mustafa Asım Efendi gibi büyük âlimler gelip kendisinden icazet alabilmek için önünde okumuşlardır.”
FATİH CAMİİ BAŞ İMAMI ÖMER AKÖZ EFENDİ İLE HATIRALARI
Emin Hoacefendi’nin memleketi Tokat’tan İstanbul’a geldiğinde ilk olarak ders aldığı kimselerden biri de Ömer Efendi’dir. Babası tarafından Ali Haydar Efendi’ye gönderilen Hocaefendi, Ali Haydar Efendi’nin tekkesinin o dönem gözetim altında tutuluyor olması hasebiyle Ömer Efendi’den ders okumaya başlar. İstanbul’da ikamet ettiği Üçbaş Medresesi’ne intikal edinceye dek Ömer Efendi tarafından Fatih Camii’nde üç ay misafir edilir. Hocaefendi, Telhîs ve talim okuduğu Ömer Efendi’yi hep minnetle yâd eder ve o dönemde en ziyade ders okuduğu hocalardan biri olduğunu belirtir.
Fatih Camii baş imamı iken aynı zamanda Mushafları Tetkik Heyeti azalığı ve reisliği vazifelerinde de bulunmuştur.
SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN EFENDİ İLE HATIRALARI
Emin Hocaefendi, Süleyman Efendi’den kısa bir süre ders görmüş olmasına rağmen ondan ziyadesiyle istifade etmiştir. Anlam dünyasında Süleyman Hilmi Tunahan’ın etkisi büyük olan Hocaefendi, onu Hâdimu’l Kur’an olarak nitelendirmiştir.
Süleyman Hilmi Tunahan’ın özellikle öğretim birliği kanununun çıkarılması ile medreselerin kapatılması ve harf inkılâbına müteakip Arap harflerinin yasaklanması ile de Kur’an-ı Kerim ve din eğitiminde ortaya çıkan boşluğu doldurmak noktasında tarihî mücadelesi önemlidir. Nitekim bu mücadelesi gereği, zaman zaman tatbikata ve sorguya alınmıştır. Emin Hocaefendi’nin Süleyman Efendi’den uzun süre derse devam edemeyişinin temelinde de bu yoğun tatbikat yatar.
Süleyman Efendi önceleri gizlice ders okutur ancak tatbikata alınınca dersleri bir öğrencisine havale eder. Süleyman Efendi’den “Emsile ve Binâ” okuyan Hocaefendi, Süleyman Efendi’nin talebesi Mustafa Çırpanlı ile de “Avâmil”e başlar.
Süleyman Efendi’nin İslâmî ilimlerin okutulması hususundaki takdire şayan gayreti, ibadet ve taatine titizliği Hocaefendi’nin sık sık zikrettiği hususlar arasındadır. “Fatih’in son mücaz (icazet verilmiş hoca) dersiâmlarındandı. İbadet u taatına daim, İslâmî ilimlerin okutulmasının zaruri olduğuna itikat eden çok gayretli bir kimsedir. ‘İslâmî ilimleri ihya etmezse bu memleket tehlikededir.’ diye bu tehlikeyi hisseden bir kimseydi.”
Hocaefendi’ye göre Süleyman Efendi’yi ayrıcalıklı kılan hususların başında cezalandırılmak pahasına davasından vazgeçmeyişi gelir. O, güç odaklarına hiçbir zaman sempati duymamış, istikametini bozmadan hizmetlerini sürdürmüştür. “Devrin ehli küfrüne karşı nefreti vardı. Hangi hoca ki küfrün elebaşlarına nefreti vardır, ben o zatın salih ve kâmil olduğuna itikat ederim. Onun da zamanın ehli küfrüne karşı nefreti çok şiddetliydi.”
HÜSREV AYDINLAR EFENDİ İLE HATIRALARI
Hocaefendi’nin minnetle yâd ettiği hocalarından biri de Hüsrev Efendi’dir. Zamanının en çok ders okutan kimselerindendir. Hüsrev Efendi’nin Üçbaş Medresesi’nde kalıyor olması Hocaefendi’nin zaman zaman ondan istifade etmesine vesile olmuştur.
“Hüsrev Efendi biz İstanbul’a ilk geldiğimizde burada, minberin sağ tarafında her gün ders okuturdu. Öğlen ve ikindiden sonra en yüksek dersler okunurdu. Hidaye’yi okutuyordu, Kadı Beydâvî Tefsiri’ni, Sahîh-i Buharî’yi, İhyâ-u Ulûm’u, Şifa-i Şerîf’i, Risâle-i Kudsiye’yi okuturdu. Bu gibi kitaplar burada devamlı surette okunurdu.”
Hüsrev Efendi zahidane bir hayat sürmüş, zaman zaman eline geçen kısıtlı imkânları da öğrencileri için seferber etmiştir. “Hüsrev Efendi ile bir keresinde Tirmizî’ye başlamıştık. İzmir’den bir arkadaşı geldi. Hoca’nın sırtında çizgili bir pardösü var. Ancak pardösünün arkasında kocaman bir yama. Arkadaşı, kendisine herhangi bir yardımda bulunmak istediğini bildiriyor. Hüsrev Hoca ‘Peki, ancak şahsıma bir yardım istemem. Git, bana 15-20 takım Tirmizî al.’ diyor. Tirmizî’ler geliyor, onları öğrencilerine dağıtıyor.” Hüsrev Efendi’nin öğrencilerine yönelik ilgi ve teveccühü ziyade idi. Bilhassa genç öğrencileri ile birebir ilgilenir, onların yetişmesi için özel gayret sarf ederdi. Emin Hocaefendi bir hatırasında Hüsrev Efendi’nin latif bir şekilde dile getirdiği hakikati şöyle naklediyor:
“Hüsrev Efendi’nin acayip bir himmeti vardı. Onun derslerini takip ettim, istifade ettim, duasını da aldım. Hatta Buharî Şerif’i 14 senede okuyup bitirdikten sonra Tirmizî’ye başladı. Mısır’dan 20 takım Tirmizî kitabı getirttirilmişti. Bir takım Tirmizî’yi de benim için ayırmış, Taştekneler’deki Molla Hüsrev Camii müezzinine bana vermesi için emanet etmiş. Caminin müezzini, ‘Efendim, şu kalan tek takımı bana verseniz.’ deyince Hüsrev Efendi, ‘O bir taneyi Emin’e ayırdım.’ demiş. Müezzin Efendi ‘Emin, başka hocalara da gidiyor. Buraya her zaman gelmiyor.’ deyince Hüsrev Efendi ‘Sen yaşlı bir adamsın. Emin, genç bir talebedir. Ona vereceğim o takımı.’ demiş. O kitaba başladık. Çok geçmeden ben Mısır’a gittim. Mısır’dan döndükten sonra Allah Teâlâ nasip etti ve ben o kitabı baştan sona okuttum. Elhamdülillah.”
Hüsrev Efendi ilim yolcularına her daim hatırda tutmaları gereken özel tembihler de bulunurdu. Onun tavsiyelerinin geneli, talebede ilim şevkini muhafaza etmeye yöneliktir. Emin Hocaefendi de hocasının tembihlerine titizlikle riayet ederdi. “Bir gün camiden çıkıyoruz. Kahvehaneleri göstererek, ‘Evladım buraya oturmaya alışan ilimden zevk alamaz.’ dedi. Güzel bir tembihti. Bir gün de Şehzadebaşı’nda ‘Direklerarası’ denilen, iki tarafında sinema olan bir yer vardı. Oradan geçerken ‘Şu sinemada resimlere bakan kimse bu ilimden zevk alamaz, nasibi olmaz. Sakın o resimlere bakmayınız.’ demişti. Bu tembihler vesilesiyle dokuz sene Kahire’de kaldığım sürede bir defa bile sinemaya gitmedim. Yalnız İstanbul’un fethini anlatan bir film gelmişti. Ezherli talebe arkadaşların ısrarıyla vatan hasreti ile onu görmek için gittik. Hüsrev Efendi bize böyle güzel tembihler yapmıştı. Allah rahmet eylesin.”1
1 İlyas Karaduman’ın “İlim Geleneğimizin Örnek Şahsiyeti Mehmet Emin Saraç” kitabından derlenmiştir.