Perşembe, Ocak 15, 2026

Erhan İdiz ile Röportaj

İkra Apaydın
İstanbul Medeniyet Üniversitesi-Psikoloji

Paylaş

Araştırmacı, gazeteci ve yazar olarak tanıdığımız Erhan İdiz Bey meslekî kimliği dışında sizce kimdir, kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Konuya öyle bir yerden girdiniz ki üç gündür kafamda dönüp duruyor bu soru. Hakikaten çok düşündüm ama yok. Mesleğim her şey anlamında söylemiyorum lakin mesleğimi benden alınca çok bir şey kalmıyor. Daha doğrusu meslek değil yapıp ettiğim işi benden aldıklarında benden geriye aslında anlatacak bir şey kalmıyor.

Türkçe öğretmenliği bölümünü seçmenizde etkili olan bir kişi/olay/durum olmuş muydu?

Türkçe öğretmenliğini seçmemin iki nedeni var. Birincisi o dönem yaptığım puandı. İlk bine girip derece yapmıştım. Baktığımda en yüksek İstanbul Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği vardı. Oraya başvurdum. Asıl nedeni ise şuydu; ben dışarıda çalışmaya mecburdum o nedenle ders yükünün çok ağır olmayacağı bir bölüm olmak zorundaydı. Öğretmenlik dışında zamanımın tamamını alacak bir bölüme gidemezdim. Çünkü ilkokuldan beri hem çalışıp hem okuyordum, yine öyle olmak zorundaydı. Bu nedenle kolaylıkla bitirebileceğim bir bölüm seçtim.

15 yaşında, yalnız başına İstanbul’a gelen bir çocuk olarak, emniyeti ilk nerede, kimde veya neyin içinde buldunuz?

Açıkçası bulmadım J Hiç bilmediğim, hiç alışık olmadığım bir dünyaydı. Bundan herhalde 5,6 yıl önce anlatsam hiç kimse anlayamazdı ama son zamanlarda anlaşılabilecek bir mevzu. Esenyurt’ta kaldım. Hem de 2003 yılının Esenyurt’unda. Şimdikinden çok daha beter ve sefil bir durumdaydı. İnsan tipi de aşağı yukarı o noktadaydı. O yüzden geldiğimde de bir cehennemin içine düştüğümü fark ettim. O yüzden İstanbul’dan nefret ediyordum. Tabi sonrasında okumaya gelince, İstanbul’un farklı bir yer olduğunu öğrenince sevmeye başladım. Ama ilk geldiğimde emniyet adına hiçbir şey göremedim, bulamadım.

Paylaşımlarınızda ve eserlerinizde görüyoruz ki sizler için kelimeler ve hikâyeler çok kıymetli. Bu iki kıymetli yolculuk nasıl başladı?

Kelimeler ve hikayeler kıymetli. Aslında ikisinin de odak noktası hikaye. Kelimenin de hikayesi insanın da hikayesi. Bizde kelimeler gibi bir yerlerden geliyoruz, bir süre hayattayız ve sonra ölüyoruz. Kelimeler de öyle. Onlar da bir yerden geliyorlar bir süre var oluyorlar sonra da ölüp gidiyorlar.

Kelimelere aslında 2018 yılında başladım. Yani tam bir hikayesi var diyemem ama insan hikayeleri yavaş yavaş hayatıma girdi. Zaten çocukluğumdan beri ilgimi çekiyordu ama sonrasında geriye dönüp baktığımda her şeyin bir rüya ile şekillendiğini fark ediyorum. Bir rüya görmüştüm sonrasında o rüyanın benim kaderime dönüştüğünü fark ettim. En başta bunu fark etmemiştim çünkü gördüğüm rüyaları not ediyorum. Sonrasında geriye dönüp baktığımda evet bu rüya bende kırılma noktası olmuşu fark ettim.

Göç üzerine çalışan biri olarak, sizce bir birey “emniyet” ve “güven”i kaybetmeden yeni bir topluma nasıl tutunur?

Bu soruya net bir cevabım yok aslında. Herhalde alışarak diyebilirim. Diğerinin değerini benimseyerek, onlar gibi yaşamaya çalışarak. Tabi kendi değerlerinen de ödün vermeden, kendi kutsallarını ve inandığı şeyleri çiğnetmeden ama diğerinin hayatını da ayaklar altına almadan bunu başarabilir. Diğer türlü bi çatışma ortamında o güvensizlik ortamı hep oluşacaktır. Ama onlara benzediğin anda tehlikeler ortadan kalkıyor.

Kimlik ve aidiyet meselelerinde sizce bireyin güveni mi önce gelir, yoksa toplumun bireye sunduğu emniyet mi?

Tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan çıkar gibi bir parça. Çünkü ikisi birbirini tamamlayan şeyler. Birey kendini güvende hissetmedikten sonra toplumun ona sunacağı güvenin çok bir anlamı olmuyor. Burası emniyetli diyorsunuz ama ben öyle hissetmiyorsam onun öyle bir anlamı kalmıyor. Veya ben kendim için bir şeyler yapıyorum ama toplum bunu sağlamıyor bunu da az çok yaşadığımız yerde görüyoruz. Bunun da bir anlamı kalmıyor. O yüzden karşılıklı bir ilişki var burada. Biri önce gelir diğeri sonra gelir diyemem. İkisi aynı anda var olabilir.

Söyleşimizi okuyacak olan Hüma okurlarına bir tavsiye verecek olsanız neler söylerdiniz?

Bu soru içinde uzun uzun düşündüm çünkü benim aslında cevaplarım yok benim sorularım var. Aynı şeyi bana Hüma okurlarının söylemesini isterdim 🙂

Bana bir tavsiye verseniz bu ne olurdu sizlere bunu sormak isterdim…

Filistin denilince aklınıza gelen ilk kelime…

Direniş

“Güven” kelimesi sizde hangi mekânı çağrıştırıyor?

Güven kelimesi bana Artos Dağını hatırlatıyor.

Size huzurlu anları hatırlatan bir koku…

İğde ağacının kokusu…

Güvenin rengi sizce nedir?

Bana turuncu gibi geldi, neden öyle geldi bilmem.

En sevdiğiniz kelime…

Tırşik

Çocukluktan damağınızda kalan bir tat…

Yanmış ekmek tadı …

İlginizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir