(Prof Dr. M. Yaşar Kandemir’in eserlerinden derlenmiştir.)
Dil, Cenab-ı Hakk’ın en büyük nimetlerinden biridir. Allah’ı zikretmesi, güzel söz söylemesi onun hünerlerinden sadece ikisidir. Bununla beraber sorumluluğu çok büyüktür. Peygamber Efendimizin, “Allah’ım! Dilimin şerrinden Sana sığınırım.”1 diye dua etmesi de bunu göstermektedir.
DİLİN SORUMLULUĞU
Peygamber Efendimize kulak verelim:
Her sabah bütün organlar dile başvurur, ona bağlılıklarını bildirir ve söyleyeceği söze göre ceza göreceklerini, bu sebeple Allah’tan korkması gerektiğini hatırlatır ve şöyle derler: “Sen doğru olursan biz de doğru oluruz; sen yoldan çıkarsan biz de sana uyarak yoldan çıkarız.”2
Evet, insanı cehenneme yüzüstü sürükleyen şey, dilinin ürettiği kötü sözlerdir. Onun için herkes ağzından çıkan söze sahip olmalı, yanında her an kendisini gözetleyen ve söylediğini yazan bir meleğin bulunduğunu bilmelidir. Ya faydalı söz söylemeli veya susmalıdır.
“Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların güven içinde olduğu kimsedir.”3
Elinden ve dilinden güven içinde olmadığı kimse, iyi bir Müslüman değildir. Dili, Allah Teâlâ’yı memnun edecek sözleri kendiliğinden söylemeye alıştırmalıdır.
İnsan kimi zaman hiç de önemsemeden Allah’ı hoşnut edecek güzel bir söz söyleyiverir ve bu sayede cennetteki derecesini yükseltir. Kimi zamanda, yine hiç önemsemeden çirkin bir söz söyleyiverir ve bu yüzden cehennemin dibini boylayıverir.
Peygamber Efendimizi dinlemeye devam edelim:
Sözünde ve işinde doğru olmak insanı en üstün hayra ve iyiliğe iletir; hayır ve iyilik de onu alıp cennete götürür. Yalan söyleyen ise yoldan çıkar ve sonunda cehennemi boylar. İşte bunun için Allah Teâlâ özü sözü doğru bir insan olmayı, özü sözü doğru olanlarla birlikte yaşamayı emreder. Onun için doğruluk ve doğru sözlülük bütün bir hayatı kucaklamalıdır; hatta çocuğu bile yalan söyleye[1]rek aldatmamalıdır. Peygamber Efendimiz bir hanımın çocuğuna seslendiğini duydu:
– Gel, bak sana ne vereceğim, diyordu. Ona sordu:
– “Çocuk yanına gelince ne vereceksin.”
– Hurma vereceğim.
Allah’ın Sevgili Elçisi o hanıma şunu söyledi: “Eğer çocuğa bir şey vermeseydin bu söz defterine bir yalan olarak yazılacaktı.”4 Demek ki insan sadece çocuğunu değil kendini de doğru söze alıştırmalıdır.
YALAN SÖYLEMEMELİ
Peygamberimizin sohbeti devam ediyor:
Müslüman yalan söylememeli, yalan yere yemin etmemeli, yalancı şahitlik yapmamalıdır. Bir Müslümanın malını elinden almak için yalan yere yemin eden kimseye Cenab-ı Hakk gazap edecektir.
Basit çıkarları uğruna sözünden dönenlere, yalan yere yemin edenlere kâinatın Rabbi ahirette hiçbir lütufta bulunmayacak, kendileriyle konuşmayacak, yüzleri[1]ne bakmayacak ve onları acı bir azaba uğratacaktır.
Kıyamet gününde Allah’ın kendileriyle konuşmayacağı, yüzüne bakmayacağı ve temize çıkarmayacağı bir başka grup daha vardır. Onlar, “Yalan yere yemin ederek ticaret malının iyi bir fiyata satmaya çalışanlardır.”5
Allah’a karşı gelmekten sakınan, dürüst olan ve doğru söyleyen tacirler kurtulacaktır; ama öyle olmayanlar kıyamet gününde kabirlerinden günahkâr olarak kalkacaklardır. Çünkü yalancılık insanı günahkârlığa, günahkarlık da cehenneme götürür. Büyük günahların en ağırlarından biri yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır.
YALANIN SÖYLENEBİLECEĞİ YERLER
Yalan söylemenin sakıncalı olmadığı yerler vardır. Harp hâli bunlardan biridir. Çünkü harp hileden ibarettir.6
Savaşta Müslümanların sayısı, silahları, ordunun izleyeceği yol gibi konularda düşmana yanlış bilgi vermek yalancılık sayılmamıştır. Bununla beraber düşmana verilen sözden ve onunla yapılan anlaşmadan kesinlikle dönülmeyecektir.
Yalanın zararsız kabul edildiği iki yer daha vardır: Biri dargın olan iki kişinin arasını bulmak için onların her birine yalan söylenmesi diğeri de ailenin mutluluğu için eşlerin birbirine yalan söylemesidir.
İKİ ÇİRKİN YALAN
Birini aşırı şekilde övmek, onun boynunu koparmak gibidir. Bir şahsı methetmek gerekiyorsa o kimse gerçekten öyleyse o zaman, “Onun şöyle iyi, böyle iyi olduğunu sanıyorum.” demelidir. Menfaat sağlamak istediği kişiyi, lâyık olmadığı şekilde ve yüzüne karşı öven dalkavuğu itibar et[1]memeli, beklediği şeyi kendisine vermemelidir.
Gülmek ve lâtif şakalar yapmak dinimizde yasak değildir ama insanları güldürmek için şakalar yapmak, fıkralar anlatmak çirkin bir yalandır. Sevgili Peygamberimiz yeri geldikçe pek tatlı şakalar yapmıştır. Mesela, küçük hizmetkârı Enes’e “İki kulaklı” diye takılmıştır. Sevdiği Bedevilerden biri olan Zâhir, pazarda malını satarken Efendimiz arkasından yaklaşıp onu kucaklamış ve “Bu köleyi kim satın almak diye ister?” diye latife etmiştir. Öte yandan başkalarını güldürmek için yalan söyleyen kimse hakkında üç defa “Yazıklar olsun ona!”7 buyurmuştur. Şakadan bile olsa yalan söylemeyene, cennetin ortasında iki köşk verileceğini bildirmiştir.
DİLİN DÜŞTÜĞÜ DİĞER YANLIŞLAR
İnsan bildiğini konuşmalı, bilmediğinin ardına düşmemelidir. Yoksa yalandan kurtulamaz. Duyduğu her sözü başkasına aktaran da yalandan kurtulamaz. Onun için sözü düşünüp taşındıktan sonra söylemeli; düşünmeden söylenen bir sözün cehennemin pek uzak bir köşesine fırlatılmak için yeterli bir sebep olduğunu bilmelidir.8
Boş ve manasız söz söylememelidir. Boş konuşanlardan yüz çevirmeli ve onlara, “Bizim işimiz bize, sizin işiniz size. Size selam olsun. Bizim cahillerle işimiz yok.”9 deyip oradan uzaklaşmalıdır.
Mümin; kimseyi yermemeli, kimseye lanet etmemeli, çirkin işi yapmamalı, çirkin söylememelidir. Bir Mümine kötü söz söylemek ona haksızlık etmektir. Allah’ın yarattığı hiçbir varlığa hakaret edip sövmemelidir; ne ateşli hastalığa, ne rüzgâra, ne de başka şeye.10
LÜGAT PARALAYANLAR
Etkili konuşarak hayranlık uyandırmaya çalışmak kötü bir tutumdur. Peygamber Efendimiz bu tip insanları; yaş, kuru, acı, tatlı demeden diline geleni yemeye çalışan öküzlere benzetmiştir.11 Cenab-ı Hakk’ın onları hiç sevmediğini, kıyamet gününde de ibadetlerini kabul etmeyeceğini söylemiştir.
Peygamber Efendimiz insanların beğenisini kazanmak için uzun uzun konuşanları, avurdunu şişire şişire laf edenleri ve bilgiçlik taslayıp lügat paralayanları hiç sevmezdi; kıyamet gününde onların kendisine en uzak mesafede bulunacaklarını söylerdi.12
SUKÛT ALTINDIR
Müslüman adam kendini ilgilendirmeyen konuda konuşmamalıdır. Eğer gerçekten kendini ilgilendirmeyen konuda konuşmuyorsa “İyi Müslüman” dır. Elinden hiçbir iyilik gelmeyen kimse, diline sahip olmalı, hayır dışında bir şey söylememelidir. Çünkü bu onun için bir kurtuluş vesilesidir.
İnsan yapacağı şeyi söylemeli yapmayacağını söylememelidir. Yapmayacağı şeyi söylemek tiksinti verici bir tutumdur. Esas, “Susan kurtulacaktır.”13 Peygamber Efendimiz, öğüt isteyen birine, Allah’tan korkup dosdoğru olmasını söyledi. Ondan sonra hangi şeyin önemli olduğunu sorunca da dilini tutarak “İşte bu!” buyurdu.14
DİLİN CEZASI
Bir gün Resulü Ekrem’e rüyasında cehennemlikler gösterildi. Sürekli yalan söyleyenlere şöyle bir ceza uygulanıyordu: Elinde demir çengel bulunan biri, yalan söyleyen adamı yere yatırıyor, elindeki çengelle avurdunu, burnunu ve gözünü ta ensesine kadar yarıyor, sonra öbür tarafına geçip orayı da aynı şekilde parçalıyordu. Bir taraftan diğerine geçinceye kadar önceden yardığı yerler eski hâline geliyor ve yalan söyleyen adamın suratı sürekli aynı şekilde parçalanıp duruyordu. Bu yalancı kıyamet gününe kadar aynı azabı görecekti.15
Peygamber Efendimiz Mirac’a çıktığında, bazı insanların dudaklarını ateşten makaslarla kestiklerini gördü. Bunların kim olduğunu sordu. Cebrail (Aleyhisselam) şu cevabı verdi: “Bunlar senin ümmetinin hatipleridir. Onlar Allah’ın kitabını çok iyi bilirlerdi. İnsanlara iyiliği tavsiye ederler, ama söylediklerini kendileri yapmazdı.”16
1 Ebu Davud, Vitr, 32
2 Tirmizi, Zühd, 60
3 Buhari, İman, 4-5
4 Ebu Davud, Edeb, 79
5 Müslim, İman, 171
6 Buhari, Cihad, 157
7 Ebu Davud, Edep, 80
8 Buhari, Rikak, 23
9 Kasas Suresi, 55
10 Müslim, Birr, 53
11 Ahmed b. Hanbel, Müsned, I,175,176
12 Tirmizi, Birr, 71
13 Tirmizi, Kıyamet, 50
14 Müslim, İman, 62
15 Buhari, Tabir, 48
16 Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 180