Cuma, Nisan 10, 2026

Denizin Şehidi: Ümmü Haram Binti Milhan

Sümeyye Bozkurt
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi-Tarih

Paylaş

Bazı hayatlar vardır ki, yaşandığı çağın sınırlarını ve asırları aşarak kalplere ulaşır. Onlar yalnızca yaşamaz, bir iz bırakır. O iz, bazen bir dua, bazen bir tebessüm, bazen de uğruna yola düşülen bir idealdir. İşte Ümmü Haram binti Milhan, böylesi iz bırakan hanım sahabedir.

Medine’nin nurlu hanımlarından biri olan Ümmü Haram (Radıyallahu Anha), İslamiyet öncesi dönemde Hazrec kabilesinin Beni Neccar koluna mensuptu.  Babası Milhan İbni Halid annesi Müleyke Binti Malik’tir. Enes İbni Malik’in teyzesi Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) süt halasıdır. İmanla şereflendiği günden itibaren hayatını Allah yoluna adayan bu mübarek kadın, Resûlullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olan muhabbetiyle tanınırdı. Onun evi, yalnızca bir mesken değil; vahyin gölgesinde huzur bulan bir sığınaktı.

Ümmü Haram (Radıyallahu Anha) Medine’de ilk Müslüman olan hanımlardandır. İslam öncesi dönemde Amr İbni Kays isimli bir sahabe ile evliydi. Fakat İslam nuru ile tanıştığı dönemde eşi onun gibi İslam’ı benimsememişti. Ümmü Haram’ın (Radıyallahu Anha)  tüm uğraşlarına rağmen eşinin İslamiyeti kabul etmesini sağlayamamıştı. Hal böyleyken bir müşrikle evliliğini devam ettirmek istememiş ve tüm iffeti, vakarıyla eşinden boşanmıştır. Çok geçmeden Allah ona Ensarın ileri gelenlerinden Ubâde İbni Sabit (Radıyallahu Anh) ile eş olmayı nasip etmiştir.

EFENDİMİZİN YAKINLIĞI

Ümmü Haram’ı (Radıyallahu Anha) diğer sahabelerden ayıran en dikkat çekici hususlardan biri, Resûlullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine olan özel ilgisiydi. Efendimiz zaman zaman onun evine uğrar, istirahat ederdi. Bu yakınlık, onun kalbî temizliğinin ve ihlasının bir nişanesi olarak görülürdü.

Bir gün Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ümmü Haram’ın (Radıyallahu Anha) evinde dinlenirken tebessüm ederek uyandı. Bu tebessüm, bir müjdeyi saklıyordu. Ümmü Haram merakla sordu:

Ya Resulallah, sizi güldüren nedir?”

Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Ümmetimden bir grup insan, Allah yolunda denizlere açılmış, cihada gidiyorlar.”

Bu sözler, Ümmü Haram’ın (Radıyallahu Anha) gönlünde bir kıvılcım yaktı. Kadın-erkek ayrımı gözetmeden Allah yolunda olmayı arzulayan bir kalbin duası dudaklarından döküldü:

Ya Resulallah, beni de onlardan eyle!” Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cevabı bir müjdeydi: “Sen onlardansın.”

Çok fazla zaman geçmemişti ki Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tekrar gülümsedi. Ümmü Haram tekrar: Ya Resulullah, sizi güldüren nedir? Diye sordu.

Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Ümmetimin bir kısmını padişah tahtlarına kurulması gibi debdebeli bir halde cihada gittiklerini gördüm.” Bunu duyan Ümmü Haram bu cihattan da nasibi almak istemiş ve tekrardan Resulullah’dan (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dua istemiştir. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yeniden: “Sen onlardansın” buyurdu.

Bu müjde, bir ömrün yönünü belirledi. Ümmü Haram (Radıyallahu Anha) artık sadece yaşayan biri değil; bir idealin peşinde yürüyen bir gönül eriydi.

KIBRIS ŞEHİDİ

Yıllar geçti. İslam coğrafyası genişledi. Nihayet Osman (Radıyallahu Anh) devrinde, Müslümanlar Kıbrıs’ı fethetmek için ilk kez deniz seferine çıktılar. Bu, tarihin seyrini değiştiren bir adımdı. Ve o gemilerde, yaşına rağmen yüreği genç kalan bir kadın vardı: Ümmü Haram (Radıyallahu Anha).

O, bir duanın peşinden gitmişti.

Denizler, o güne dek alışık olmadıkları bir misafiri ağırlıyordu. Belki de dalgalar ilk kez bir hanım sahabenin teslimiyetine şahit oluyordu. Kıbrıs seferine katılan Ümmü Haram, yaşına rağmen hevesli ve heyecanlı tavırlarıyla İslam ordusunun genç mücahitlerine örnek olmuştu. Kıbrıs’ın içinde Larnaka bölgesinin yakınlarına ulaştıklarında bineğinin ayağını sürtmesi ile bineğinden düşerek ağır yaralandı ve oracıkta ruhunu teslim ederek, özlemle beklediği şehadet mertebesine ulaştı.

Fakat o, Resûlullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) müjdesine nail olarak, denizlerin şehidi oldu. Bu gün Kıbrıs Larnaka bölgesi tuz gölü kıyısında metfun olan Ümmü Haram’ın kabri, hâlâ bir hatırlatmadır: İman, yaşa, zamana ve şartlara sığmayan bir hakikattir.

Ümmü Haram (Radıyallahu Anha) halk arasında bilinen adıyla “Hala Sultan” bize şunu öğretir: Dua, yalnızca dilde kalan bir temenni değil; insanı yollara düşüren bir istikamettir. Ve samimi bir dua, mutlaka bir gün sahibini bulur.

Bizler bugün, konforun içinden fedakârlığı konuşurken; o, konforunu bırakıp bilinmez sulara açılmıştı. Bizler tereddüt ederken; o, “Beni de onlardan eyle!” diyebilecek cesareti göstermişti.

Belki de asıl soru şudur:

Bizim duamız, bizi ne kadar harekete geçiriyor?

İlginizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir