“İnsanın asıl gıdası Allah’ın nurudur. Ona aşırı ten gıdası vermek layık değildir. İnsanın asıl gıdası, ilâhî aşk ve akıldır. İnsan, asıl ruhanî gıdasını unuttuğu ve ten gıdasına düştüğü için huzursuzdur. Doymak bilmez. İhtirasından yüzü sararmış, ayakları titremekte, kalbi telaşla çarpmaktadır. Nerede yeryüzü gıdası, nerede sonsuzluğun gıdası!”1
Hayatımızda yemeden içmeden kesildiğimiz zamanlarda ya çok heyecanlanmış ya korkmuş, üzülmüş ya da çok mutlu olmuşuzdur. Aynı şekilde zayıflamak için diyet yaparken de aç kaldığımız zamanlar olmuştur. Bu açlıkların karşılığı sadece dünyada geçerliliği olan şeyler olmasına rağmen bunların hepsine duygusal veya iradî olarak katlanmışızdır. Peki, bizi hem dünya hem de ahirette mutluluğa, huzura ulaştıran bir açlık olması sizce mümkün müdür?
Açlık dediğimizde aklımıza ilk gelen, midemizin yiyecek ve içecekten mahrum kalmasıdır. Normal zamanda belki çok farkına varmadığımız meyve sebzelerin değerini, onlardan istifade edemediğimiz zaman daha iyi anlarız. Hele ki su, hayattır. Bunu susuz kaldığımız zaman iliklerimize kadar hissederiz. Kısa bir süre bile aç kalmış olsak şükretmeye başlarız. “Allah kimseyi açlıkla imtihan etmesin.” duası hemen dilimize düşer. Tabi bunun yanı sıra manevî açlık denen bir şey de vardır.
Vücudumuzun ihtiyaçlarını gidermek kadar ruhumuzun da ihtiyaçlarını gidermek görevimizdir. Ruha iyi gelen şeylerin başın[1]da ibadetler gelir. Allah’ın emri olan fiilleri yerine getirmek, bizi huzura ulaştırır. Çünkü her şeyin sahibi olan Cenâb-ı Allah’ı hoşnut etmenin mükâfatı, bize rahmet olarak ihsan edilecektir. Bunları değerlendirdiğimizde oruç ibadetinin, bizi madden ve manen farkındalığa götürürken ruhumuzu da doyuran bir ibadet olduğu karşımıza çıkmaktadır.
İBADETLER MANEVÎ GIDALARIMIZDIR
Bizim asıl, manevî gıdalara ihtiyacımız vardır. Bu gıdalardan faydalanabilmek için, ibadetler birer fırsattır. Oruç ibadeti, bedenimizi isteklerinden mahrum etmekle ruhumuza manevî gıdaları almamızı, bizim Allah Teâlâ’ya yönelmemizi sağlar. Bununla beraber oruç ibadeti, iç âlemimizi tanıma ve yaratılış hikmetlerimizi anlamamıza vesile olur. Aslında bu ibadet, insanın ne kadar aciz olduğunu, satın alıp eve getirdiği yiyeceklerin var edenin kendisi olmadığını, asıl yaratıcının Allah Teâlâ olduğunu idrak etmesini kolaylaştırır. En önemlisi de insanın midesi tokken aç olanların ne hâlde olduğunu unutur. Oruçluyken bunu idrak etme fırsatı elde edilmektedir.
Muhakkak oruç ibadetinin hikmetlerinin tamamını bilmemiz mümkün değildir. Yüce Allah sayısız faziletlerle donattığı ibadetlerini bizlere kurtuluş kapısı olarak sunmaktadır. Diğer ibadetlerden farklı olarak oruç ibadetinin açlıkla imtihan etmesi, insan fıtratına bir nebze ağır gelen bir durumdur. Bu nedenle Allah Teâlâ oruç ibadetinin mükâfatını ancak kendisinin belirleyeceğini açıklamaktadır. Bu durum Rabbimizin nezdinde bu ibadetin ne kadar kıymetli olduğunu, karşılığının sonsuz rahmetinden özel olarak ödüllendireceğini bizlere göstermektedir.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Aziz ve Celil olan Allah ‘İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç Benim içindir, mükâfatını da Ben vereceğim.’ buyurmuştur. Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum.’ desin. Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.”1
Hadisten de anlayacağımız üzere bu ibadetin farz kılınmasının hikmetlerinden biri de maddî-manevî bizi kötülüklerden alıkoymasıdır. İnsan, hayatını her ne kadar gaflet içinde sürdürse de kimi zaman bu hâlinin farkında olup gafletinden uyanmak için çaba sarf etme isteği de barındırmaktadır. Bu uyanışın ilk ve en önemli adımı farkındalıktır. İnsan midesini fazla beslediğinde unutkanlık olur, kalbi katılaşır, ibadetlerden zevk alamaz hâle gelir. Nefs-i emmaresi güçlendiği için gaflet hâli ağır basar, bu durum da nefsanî arzuların ön plana çıkmasına sebep olur.
Oruç ibadeti, nefsin bitmeyen isteklerine karşı insanın şeref ve haysiyetini koruyan bir kalkan görevindedir. Oruç, insanı fani zevklerden koruyup baki güzelliklere ulaştırma gayesindedir. Nefis terbiyesi ancak onun arzularına karşı koyarak başarılabilir. Oruç ibadeti, adeta bir eğitimci görevi görür. Özellikle Ramazan ayında bir ay boyunca oruç tutulması, istikrarlı bir eğitim sürecinde kulluğun idrakini ve insanın Rabbini tanımasını sağlar. Ayrıca bütün Müslümanların aynı zamanda aynı ibadeti yerine getirmeleri ile oluşan birlik ve beraberlik duygusu, ümmet bilincini besleyen bir kuvvet hâline gelir.
NEFİS TERBİYESİ KURSU
Kulluğun kemale ermesi için birtakım zorluklardan geçmesi gerekir. Allah Teâlâ oruç ibadetiyle insanı, manevî anlamda üst seviyelere taşımayı ister. İnsanlık seviyesinden bir süreliğine uzaklaşıp ilâhî güzelliklerden feyizlenmesini mümkün kılar. Nitekim peygamberlerin de nübüvvet hazırlığı oruçla olmuştur. Musa (Aleyhisselam), Tevrat inmeden önce kırk gün, kırk gece oruç tutmuştur. Yine İsa (Aleyhisselam) da İncil ininceye kadar kırk gün, kırk gece oruç tutmuştur.
Oruç ibadeti, yalnızca mide organını etkileyen, onu terbiye eden bir ibadet değildir. Oruçlu insan, nasıl ki her zaman yaptığı yeme içme vb. fiilleri bir süreliğine terk ediyorsa, diğer organlarının da her zaman yaptığı bazı işleri terk etmesi gerekir. Mesela oruçlu insanın gözü, haramlara bakmamalı, kulağı haramı işitmemeli, dili haramı konuşmamalıdır. İnsan bütün bedeniyle ve ruhuyla oruç ibadetinin feyzinden nasiplenebilmelidir. Allah Teâlâ kullarına bu fırsatı tercihen sunmamış, oruç ibadetini farz kılarak bizleri mükellef tutmuştur.
Rabbimiz oruç tutanların cennete gireceği kapıyı bile özel olarak belirlemiştir: Reyyan kapısı. Gerçekten karşılığını Allah’tan umarak, yalnız O’nun rızası için oruç ibadetini ifa edenler, cennete Reyyan kapısından girme şerefine ve içeride onları bekleyen sonsuz güzelliklere ulaşabilecektir. Rabbim hepimize bilincinde olarak oruç ibadetini yerine getirmeyi nasip etsin.
1 Mevlanâ
2 Buharî, “Savm” 9; Müslim, “Sıyâm”, 163