Bayram denince ilk akla gelen şeylerden biri Eyüp Sultan Cami’nde kılınan bayram namazıdır. Avlusunda hayır için lokum dağıttıkları, sünnet olan küçük beylerin dua ettikleri, şehir dışından gelen ziyaretçilerin uğrak noktası olan bir mahaldir. İstanbul bir zihayat ise kalbi Eyüp Sultan Cami’dir. Adeta her vakit bayram havası eser, misafirlerin gönlünde bayramı yaşatır.
Ebû Eyyub el-Ensari’nin sevgisiyle organik bir semt dokusu gelişmiştir. Fetihten sonra kurulan ilk Türk şehridir. Yalnızca yaşayanların değil, ölümden sonra yatmak için arzulanan, defnedilmek için dua edilen manevi bir mekândır. Bu yüzden bir yanı bülbül bir yanı hâmuştur.
EYÜP SULTAN CAMİ VE TÜRBESİ
Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethinden sonra yapılan cami külliye özelliği taşır. İmaret, hamam, medrese gibi farklı amaçlar içeren alanların da bulunduğu bir bütün olarak tasarlanmıştır. Fakat İstanbul’un 1766 yılında geçirdiği büyük depremden sonra yapı ağır hasar almıştır. Bu yüzden gördüğümüz cami Fatih’in yaptırdığı değil, minareleri hariç III.Selim’in 1798-1800 yıllarında yeniden inşa ettirdiği camidir.
Eyüp Sultan Cami’nin mimarisini özetleyecek olursak,16.yy’daki merkezi plan şemasını görürüz. Dikdörtgen planlıdır ve kubbe; sekiz yarım kubbe ile fil ayakları üzerinde taşınır. Revaklarla çevrili avlunun ortasında Akşemseddin Hazretleri’nin dikip, Fatih Sultan Mehmet’in yerini değiştirdiği anlatılan koca çınar ağacı vardır. Dönemin üslubunu yansıtan akant yaprakları ve madalyonlar gibi barok bezemeler ile süslenmiştir. Mekânı değerli kılan ise Peygamber Efendimizin mihmandarı olan Ebu Eyyub el-Ensari’nin burada medfun olmasıdır.
ASALETİN SESSİZLİĞİ
“Her insan kendi başına bir dünyadır, her mezar taşının altında başka bir dünya tarihi yatar.” Alman şair Heinrich Heine sözü çok önemli bir noktaya parmak basar. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nun sanat şaheseri olan kütüphaneleri, çeşmeleri, camileri ve benzer mimari eserlerini bir kenara bıraksak dahi, Eyüp’te bulunan tek bir mezar taşı bile başlı başına toplumdaki sanatın, estetik algısındaki zarafeti kanıtlar.
Mezar taşlarına bakarken büyülendiğimiz motifler, semboller ve başlıklar yalnızca görsel amaçlı değildir. Aynı zamanda medfun olan şahsın mesleğini, inancını, sosyal sınıfını anlatır. Diyeceğim o ki, taşlar susarak konuşmuştur. Kâtip, hattat, âlim gibi kalem erbabında; hokka ve divit, asker ve yeniçerilerde; kılıç ve hançer, denizcilerde; çapa, kadılarda; terazi taşın üzerine nakşedilmiştir. Kadınlarda yaşam ve inceliği ifade eden meyve ve çiçek motifleri kullanılmıştır. Hüseyni, Edhemi gibi başlıklar, teber ve keşkül gibi semboller ise tâbi olunan tarikata işaret eder. Lahana, bamya, gül, kement, selvi ve saymakla bitmeyecek motiflerden her birinin ayrı hikâyesi vardır.
Aynı zamanda dönemin meşhur hattatları Hattat Sami Efendi, Mustafa Rakım Efendi, Vahdetî gibi çok önemli isimlerin şaheser hatları ve imzaları mermere nakşedilmiştir.
SALTANATIN ADIMLARI; CÜLUS YOLU
İstanbul’daki birçok semtin sokaklarında yürürken tarih yanımızdan akar gider. Adımlarımız kimi zaman arnavut kaldırımı, kimi zaman bazalt taşı, kimi zaman taş bordürler üzerinde dolaşır. Üzerimize kimi Bizans’tan, kimi Roma’dan, kimi Osmanlı’dan kalan yapıların gölgesi düşer. Her sokak kendine has bir iz taşır. Hem mîmâri hem tarihi hem de mânevi…
En önemli şâhitlerden biri cülus yoludur. Osmanlı padişahlarının taklîd-i seyf merasimi yani kılıç kuşanma töreni burada, Eyüpsultan’da yapılırdı. Tahta çıktıkları ilk Cuma, Topkapı Sarayı’ndan Bostan İskelesi’ne saltanat kayığı ile geçerek Eyüp Sultan Hazretleri’nin huzuruna gelirlerdi.
Gözlerimizi kapatıp bu yolu yürüdüğümüzü varsayarsak iskeleye çıkınca solumuzda Adile Sultan, Hüsrev Paşa, Mahmut Celaleddin Paşa, Prens Sabahattin ve Halil Rıfat Paşa’nın türbeleri yer alır. Sağımızda ise seraskerlik, kaptan-ı deryalık ve sadrazamlık yapmış Hüsrev Paşa’nın Kütüphanesi bulunur. Kütüphaneyi geçtikten sonra ihtişamıyla nam salmış Mihrişah Valide Sultan Külliyesi vardır. III. Selim’in annesinin bânisi olduğu yapı, Mimar Kethüdası Arif Ağa’nın Mimarbaşılığı zamanında inşa edilmiştir. En çok dikkat çeken unsur cephedeki çeşmeler ve sebil olsa da içinde mektep, hazire ve imaret bulunur. Seyir zevkine doyduğumuz sebil, Türk barok üslubunun en güzel örneklerinden biridir. İmaret emaneti ise güvenle devralınmış ve hâlâ aşevi olarak hizmet vermektedir. Mihrişah Valide Sultan Türbe kapısının hemen önünde bir binek taşı bulunur. Üç basamaklı bu taş, padişahların attan inip bindikleri yerdir. Sokak bitiminde Ayas Mehmet Paşa Türbesi’nin olduğu kapıdan girmeden sağa kıvrılan sokakta tüm sükûnet ve huzuruyla Eyüp Sultan Mezarlığı ile göz göze geliriz. Ve nihayet kavuşma…
Yollar değişir. Yollar öğretir. Yürüdükçe hem kendi tarihimizi yazarız hem de tarihe tanıklık ederiz. Yahya Kemal’in dediği gibi; “Yol da benzer hem uzun, hem de güzel bir masala…”
