Giz denizinde değiliz.
Baksan yalnız da görünmüyoruz gökdelenler arasında çarpa çarpa yaşarken.
Asrın ilk çeyreği taşınıyor dünyadan.
Ömrümüz bu, ve onunla çekip uzaklaşan. ‘
Süleymanın eliyle dayandığı asanın kaderine yazılanın hatrına.
Çürümenin, dünyayı uçurumdan aşağı düşüreceği haberi.
Haykırışlar ve susuşlar.
Hızla yayılıyor.
Dalga dalga toparlıyoruz korkuyu elimizdeki tırmıkla.
Bir bohçaya ağzını bağlayınca eskiyor sesi.
İnanç kırıntıları dolu cam şişeler.
Salacağız sizi kıymetli bir cevher olarak denizin enginliğine.
Kin dalgaları saçarak her sabah sokağa taşanlar.
Sizi ağırlamalı yüksek güvenlikli mahpushaneler.
Ağrı, sızı, gam, ferahlık ve sevinç…
Bir zarın farklı yüzlerine yerleşmiş komşu beldeler.
Küskünler ve dünyayı her gün bir ucundan iştahla kemirenler.
Bunalım kusup, uykularında kör baykuşla kavga edenler.
Göğsünüzde suladığınız bin taneli endişeler sebebi.
Rücû edelim.
Evvela içimize.
Orda vicdan susturur tüm samimiyetsiz harfleri.
Tanışınca özümüzle.
Avuç avuç cevaplar taşıverir dünyaya.
Atlaslar, sınırlar, tel örgüler…
Tümü muhayyilenin sesi.
Taze bakışlarla dolu göğüs kafesimize,
Şahit güzeller konar.
Sabah akşam değil, akşam da sabah.
İdrak edince,
Taşlar dansı bırakıp zemine nizam duracak.
