Pazar, Nisan 19, 2026

Kırk Yama

Melek Engin Aktemur
Anadolu Üniversitesi-Türk Dili Edebiyatı

Paylaş

Misafir olarak gittiğim evin hanımından namaz kılmak için seccade istedim. Hanım hemen bir seccade getirip seriverdi. Seccade renk renk, desen desen küçük parçaların birleşmesinden oluşmuştu. Çoğu yeri ebrimiş ve eskimiş olmasına rağmen çok göz alıcıydı. Seccade ilgimi çekmişti. Her parçası adeta dile gelmiş, zihnimi alıp eski zamanlara götürüvermişti bile. Bu seccade, ninelerimizin  ‘kırkyama’ dediği elemeği göz nuruyla yapılmış bir seccadeydi. Kısacık bir zaman diliminde neler düşündürdü bana.

“Hmm, şu pembe çiçekli basma kim bilir neydi?”

“Ya şu siyah parlak kumaş.. Bu bir zamanların önlük kumaşıydı, evet hatırladım.”

“Eskinin basması, pazeni, akfilide çok güzelmiş, yeniyken kim bilir ne kadar göz alıcıydılar.”

“Ama bu kırkyama seccade zihnimi meşgul edecek, en iyisi tersini çevirip namaza durmak!”

Bir çırpıda zihnimden bunlar geçivermişti, neyse ki astarı sadeydi de bu düşüncelerden sıyrıldım. Tekrar seccadenin yüzünü çevirdim, çünkü ilgimi çekmişti. Bunu kim yapmış, nasıl uğraşmıştı. Minicik parçaları düzgün bir şekilde bitiştirmek maharet ister, sabır isterdi. Bütün bunlar bir tarafa, asıl önemli olan artan kumaş parçalarının değerlendirilmesiydi. Seccadenin eskiliği ve içindeki kumaş parçalarının desenleri, uzun zaman önce yapıldığını düşündürüyordu. Ev sahibesini çağırdım. “Bu seccadeyi kim yaptı?” dediğimde, “Anneciğim yaptı” dedi. Annem genç yaşta dul kalmış, çok yoksulluk çekmiş bizi büyütmek için. Bu seccade içindeki parçalar bana çocukluğumu hatırlatıyor. Bak, şu siyah kumaş benim okul önlüğümdü. Şu da eteğimdi.. Şu pembe çiçekli basmada elbisemdi, çok severdim o elbisemi.. Seccadem çok eskidi ama ona kıyamıyorum, bak buralarını onardım. O benim çocukluğumun tanığı ve anneciğimin el emeği göz nuru. Benim için çok değerli bir  seccade.

Nasıl değerli olmasın ki; bu güzel ve özel kırkyama seccade kırk, kırk beş yıl öncesinde yapılmış. Kıtlık ve yoksulluğu dibine kadar yaşamış dul bir kadının acı tatlı hatıraları minicik kumaşlara gizlenmişti. Ben ise zahiri güzelliği görmekteydim. O  zamanın hanımları çoluk çocuğunun, eşinin giysisini kendi dikiyor ve örüyormuş. Dikişten artan minik parçaları bile değerlendirerek heba etmiyormuş. Günümüzde (patchwork) denilen elişini  ninelerimiz asırlar evvelinde  gelin olacak kızların çeyizi için bohça, seccade, yatak örtüsü olarak yapmaktaymış. İşte bu seccade de o zamanlardan günümüze ulaşmış. Görene ve düşünene aslında çok şeyler anlatmakta… Şimdilerde kırkyama kurslarına epey rağbet var ama burada kullanılacak kumaşlar özel (patchwork) kumaşı. Dolayısıyla nenelerimizin yapmış olduğu kırkyama artık hanımların ihtiyaç için değil de zevk için yapmış olduğu bir uğraşı hâline geldi.

Günümüzde yokluk kıtlık nedir bilinmediği için eskiden yaşananlara da bigane kalabiliyoruz. Modern dünyanın kapitalist düzeni her kesimi çarkları arasına almış  durumda. Sürekli tüketmek üzere kurulan bu sistem insanları buna teşvik ederek amacına ulaşmaktadır. Medya aracılığı ile türetilen özel günler buna örnek teşkil etmektedir. Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, yılbaşı… vs. Tüketmek üzere kurulmuş bir robot hâline getirilen insan, adeta tüketim çılgınlığı yaşamakta, kendisi için gerekli, gereksiz her şeyi almakla daha mutlu olacağı düşüncesiyle hareket etmektedir. Oysa inancımızda israf kerih görülmüştür.

“Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (Araf Suresi 7/31)

Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur: Yiyip için, giyinin ve tasadduk edin. Fakat israf etmekten sakının.(Buhari)

Asrın alimi Said Nursi “Hâlık-ı Rahim, nev’i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise şükre zıttır, nimete karşı hasaretli bir istifhahtır. İktisat ise nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır.” diyerek konuyu hulasa eder.

Bir nenemizin yapmış olduğu kırkyama seccade bana  elindekiyle yetinmeyi, var olanı değerlendirmeyi ,sabrı, şükrü ve en önemlisi insanın fani oluşunu bir kez daha düşündürdü. Çünkü seccadedeki kumaşların  kullanıcıları bu gün toprağın altındaydı. Ve… bazı değerlerimizi ne kadar çabuk tükettiğimizde. Bazı şeylerin kıymetini bilmek için farkındalık oluşturmak gerekiyor. Elimizden kayıp giden zamanın, sağlığın ve Rabbimizin verdiği nimetlerin yok olmasından yine O’na sığınmak zorundayız.

Dünyanın bir çok ülkesinde aç, açık yaşamaya çalışan binlerce insanın olduğunu biliyor ve görüyoruz. Çöpe atılan her ekmek diliminde, modası geçti diye kullanılmayan kıyafetlerde, soğukta üşüyen, güneşte kavrulan aç  bedenlerin hakkı olduğu düşüncesi zihinleri meşgul etmeli. Hz Mevlana’nın şu sözüyle yazımı bitirmek istiyorum;

“Dünyanın bir yerinde birileri üşüyorsa ben ısınamıyorum. Birileri açsa ben doymuyorum.”

Efendim, tefekkür eden tezekkür etmeyi, tezekkürü bilen  Allah’a teşekkür etmeyi bilir vesselam… Hamd ve şükrümüzün daim olması duasıyla…

İlginizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir