Bayram denilince, sabahın erken saatlerinde başlayan telaşlar, kalabalık sofralar, çocukların bayram heyecanları canlanır gözümüzde. Esasında müminlerin sevincini ve şükrünü artıran günler olan bayramlar herhangi bir cinsiyet, ırk, mezhep fark etmeksizin Müslümanları bir araya getirerek ümmet olma duygusunu derinden hissettiren yegâne zamanlardır.
Türkçeye Farsçadan “bayram” olarak geçen “bezrem/bezrâm” kelimesi sözlükte “sevinç ve eğlence günü” anlamına gelmektedir. Bayram kelimesinin Arapçası, sözlüklerde “âdet halini alan sevinç ve keder; bir araya toplanma günü” anlamına gelen îddir (el-ʿıyd/العيد). Îyd kelimesinin aslı ise tekrar dönmek manasına gelen (عود) kelimesinden gelmektedir. Zebîdî gibi lugatçılar tarafından, “çünkü o her yıl yeni bir sevinçle döner” şeklinde yorumlanarak mevsimlerin dönmesine bağlanmaktadır.[1]
İslâm dininde Ramazan ve Kurban Bayramı olmak üzere iki bayram bulunmaktadır. Bayramlar, ilk olarak Peygamber’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine’ye geldiğinde halkın eğlence ile iki gün geçirdiğini görmesi ve bu günlerin özelliğini ashabına sorması üzerine ashabından Câhiliye döneminde bu günlerde eğlenirdik cevabını aldıktan sonra “Şüphesiz Allah sizin için o günleri onlardan daha hayırlı olan Kurban ve Fıtır (Ramazan) bayramlarıyla değiştirdi.’’[2] buyurmasıyla hicretin 2. yılından itibaren Müslümanlar tarafından kutlanmaya başlanmıştır.
MUSALLÂ’DA İLK BAYRAM NAMAZI
Bera bin Azib’den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmamızdır.”[3] buyurması üzerine Medine’de bayram namazları ilk olarak musallâ adı verilen üzeri açık ve geniş olan namazgah alanında kılınmaya başlanmış sonrasında yağmurlu olmayan bayramlarda bu adet devam ettirilmiştir.
Ensar hanımlarından Ümmü Atıyye’nin (Radıyallahu Anha) anlattığına göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), genç, yaşlı, evli bekâr bütün hanımların bayram günü musallâya çıkmasını, hatta âdetli olanların da gelerek namaz kılmaksızın bir kenarda durmalarını ve duaya iştirak etmelerini istemiştir.[4] Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir bayram namazı sonrasında hanımların yanına gelerek onlara “Ey hanımlar topluluğu! Sadaka verin, zira sadaka sizin için daha hayırlıdır!”[5] tavsiyesinde bulunmuş ümmetin izzetli hanımları hiç düşünmeden bilezik, yüzük gibi kıymetli eşyalarını tasaddukta bulunmuştur.
ASHAB-I KİRAM’DA BAYRAM ÇOŞKUSU
Bayramlar şüphesiz sevincin, birlik ve beraberliğin paylaşıldığı günlerdir. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı bu günleri büyük bir coşku ve mutlulukla karşılamıştır. Küçük kızların şarkılar söylediği bir bayram gününde Allah Resülü, Habeşlilerin mescitte sergiledikleri mızrak kalkan oyunlarını eşi Âişe annemiz (Radıyallahu Anha) ile seyretmiş, gösterilere müdahale etmek isteyen Ömer’e (Radıyallahu Anh) engel olmuş ve gösteri yapanların rahatsız edilmesine izin vermemiştir.[6] Ayrıca bayram günlerinin eğlence ile geçirilmesinde bir sakınca olmadığını “Her toplumun bir bayramı vardır. Bu da bizim bayramımızdır.”[7] sözleriyle ifade etmiştir. Bayramlarda eğlence düzenleme âdeti Peygamber’in vefatından sonra da sürdürülmüştür. Sahâbeden İyâz b. Amr el-Eş’arî (Radıyallahu Anh), Enbâr’da neşesiz geçen bir bayram gününe şahit olunca, “Neden Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) huzurunda çocukların çalgılar eşliğinde oynadığı gibi sizin de oyunlar oynadığınızı göremiyorum?” diye uyarma ihtiyacı hissetmiştir.[8]
PEYGAMBERİMİZİN (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) BAYRAM SÜNNETLERİ
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bayram günlerine hassaten kıymet verir, bu günlere özgü bazı uygulamalarda bulunurdu. Örneğin, cuma günlerindeki gibi bayram günlerinde de gusül abdesti alırdı. Bayram sabahları güneş doğduktan sonra bayram namazını kılmak için evinden çıkar ve Medine’de namazgah alanı olarak bilinen musallâya doğru giderdi. Eğer Ramazan Bayramı ise birkaç hurma ile ağzını tatlandırmadan evinden çıkmazdı. Kurban Bayramı’nda ise bayram namazından dönmedikçe bir şey yemezdi. Bayram namazından sonra ayağa kalkarak hutbeyi irad ederdi. Bu günlerde akraba ziyaretlerine önem veren Efendimiz ayrıca yetimleri, kimsesizleri ve yaşlı kimseleri ziyaret etmeyi ihmal etmezdi. Ayrıca Cennet’ül Bâki mezarlığında metfun bulunan ashabını ziyaret edip rahmet okurdu.
BİZ BAYRAMI NASIL KARŞILAMALI, ONDAN NE ALMALIYIZ?
Peygamber Efendimiz, bayramları yalnızca eğlence ile geçirilen günlerden ibaret görmeyip Allah’a şükretmenin, ibadetlerin kabulünü umut etmenin, bağışlanmanın ve Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik duygusunu güçlendirmenin bir vesilesi olarak görmüştür. Öyleyse bizlere bir izzet-i ikram olarak bahşedilen bu günleri bir fırsat olarak değerlendirmeli, bu hususta Efendimizi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendimize örnek almalıyız. Bayramları bu bilinçle karşılamalı, bizden hoşnut uğurlamalıyız.
[1] Sargon Erdem, “Bayram”, TDV İslâm Ansiklopedisi
[2] Ebû Dâvûd, “Salât”, 239
[3] Müslim, “Edâhi”, 7
[4] Buhârî, “Salât”, 2
[5] Müslim, “Îdeyn”, 2
[6] Buhârî, “Îdeyn”, 22
[7] Buhârî, Îdeyn, 3
[8] İbn Mâce, İkâmet, 163
