Perşembe, Şubat 12, 2026

İlâhî İzinle ve İhsanla İnşa: İnşâallâh

Akile Tekin

Paylaş

“İnşallahı maşallahı yok!” Bu cümle tanıdık geldi mi? Hiçbir Müminin inkâr, tahfîf ya da ihmal kastıyla söylemediği bu ifade, yavaşça, sessizce yitirdiklerimizin bir örneği. Bir diğer söyleyişle, şimdiyi, bugünü, yarını oluştururken mazeret beyan edene karşı, kendini, bilincini, eksenini kaybettiği önyargısıyla hiza verirken kullanılan bir argo. Ancak Kur’an-ı Kerim’de “inşâallâh” da, “mâşâallâh” da denmesi bir emir olarak yer almakta. Nasıl mı? Kehf Suresi’nden öğrenelim…

KEHF SURESİ’Nİ TANIYALIM

Mekke’de nazil olduğu kabul edilen Kehf Suresi 110 ayet-i kerimedir. 28, 83, 101. Ayetlerinin Medine’de indiğine ilişkin nakiller de vardır. Mushaf’ta 18. sırada yer alan sure ismini 9. Ayet’ten 27. Ayet’e kadar anlatılan “Kehf Kıssası”ndan alır.[1] “Kehf” mağara anlamında olup yalnızca bu surenin 9, 10, 11, 16, 17, 25. ayetlerinde zikrolunan bir kelimedir.[2] Yine Kur’an’da bir kıssanın birden fazla surede konu edilmesi mümkün olduğu halde, Kehf Kıssası bu sure dışında Kur’an-ı Kerim’de zikredilmeyen bir kıssadır.

Kehf Suresi’nin muhtevası peş peşe anlatılan kıssalardan oluşur. Allah Teala’ya hamd ile başlayan sure, şirk koşanların anlatımıyla devam eder. İman etmeyenlere hüzünlenen Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) teselli edilir. Kıssalar Kehf Suresi ile anlatılmaya başlanır; Mümin ve kâfir bahçe sahiplerine değinilir; Âdem-İblis kıssasından İblis’in Âdem Peygamber’e secde etmemesine yer verilir. Surenin devamında konu edilen bir diğer kıssa, Musa ile (salih) bir kulun (Hızır’ın) yolculuğudur. Zülkarneyn Peygamber ise surede son olarak kıssası zikredilendir.

Berâ b. Âzib’ten (ö. 71/690) (Radıyallâhu anh) şöyle nakledilmiştir: “Bir adam Kehf Suresi’ni okuyordu. Yanında iki uzun iple bağlanmış bir at vardı. O adamın üzerini bir bulut kapladı ve yaklaşmaya başladı. Atı da o buluttan ürkmeye başlamıştı. Sabah olunca, adam Efendimiz’e geldi ve bu durumu anlattı. Bunun üzerine Peygamberimiz: “O sekînedir, okuduğun için inmiştir.” buyurdu.[3] Yine Rasûlullâh’tan bu sureyi okuyanın Deccal’den emin olacağına, Cuma Gecesi ve her gece yatarken ilk ve son onar ayetini okumanın ve bu ayetleri ezberlemenin fazileti hakkında rivayetler nakledilmiştir.[4]

KUR’AN-I KERİM’DE VE KEHF SURESİ BAĞLAMINDA “İNŞÂALLÂH” SÖZÜ

Kehf Suresi’nin nazil olunduğu dönem -yaklaşık vahyin yedinci yılı- açısından düşünüldüğünde, bu süreçte meydana gelen en önemli hadisenin boykot olduğu fark edilir. Boykot, Kureyş’in yalnızca Efendimiz’le değil onun kabilesi olan tüm Hâşimîler’le yaklaşık iki yıl boyunca sosyal ve ekonomik açıdan bütün ilişkileri kestiği süreci ifade eder. Bu ortamda Efendimiz’in kabilesine mensup olmayan, iman etmeleri sebebiyle ailelerinin dışladığı genç müminler de vardır. Allah bu tecrit ortamında indirdiği, Kitab’ı Kur’an’ı kulu Efendimiz’e indirmesi sebebiyle Kendisi’ne hamd ederek başladığı ve imanları sebebiyle mağaraya kapanmak zorunda kalan gençleri anlattığı, onların adıyla anılan bu surenin 23, 24. ayetlerinde “Hiçbir şey hakkında ‘Ben bunu her halde yarın yapıcıyım.’ deme. Meğerki (özünü) Allah’ın dilemesi(ne bağlamış olasın). Unuttuğun zaman Rabbini an ve (şöyle) de: Umulur ki Rabbim beni bundan daha yakın bir hayra ve muvaffakıyete erdirir.”[5] buyurur.

Ayetteki “en yeşâallâh/Allah’ın dilemesi” olarak zikredilen ifadeye kulun itaat etmesini gösterir bir form verilerek “Eğer Allah dilerse yapabilirim.” manasında “inşâallâh” sözü kullanılır. Bu kullanım aynı zamanda yine doğrudan Kur’ânî bir ifadedir. Kehf Suresi’nin 69. Ayetinde, Musa Peygamber’in kendisine yolculuğa sabredemeyeceğini söyleyen kula cevabı olarak bu kullanım açıkça görülür. Kur’an-ı Kerim’in diğer surelerinde de doğrudan “inşâallâh” sözünün zikri beş yerde mevcuttur.[6] Burada dikkat çeken husus, bu sözü söyleyenlerin tek istisna dışında peygamberler olmasıdır. “İnşâallâh”, Kasas Suresi 28/27. Ayet’te Musa Peygamber’in bir diğer Peygamber Şuayb’a, Saffat Suresi 37/102. Ayet’te Oğul (İsmail) Peygamber’in babası İbrahim’e (Aleyhisselam) cevabı, Yusuf Suresi 12/99’da Yusuf Peygamber’in anne-babasına hitabıdır. Bakara Suresi 2/70. Ayet ise, yine Musa Peygamber’le ilgili bağlamda, emredileni yapmak yerine sorularla geciktiren İsrailoğulları’nın son sorularında “Bunu (da) Rabbi’ne sor… İnşâallâh biz de doğru olanı buluruz.” demeleri zikredilir. Bu son ifadelerinden sonra Rabbimiz onların bu sorularında samimi olmayışlarına telmihte bulunur ve “Neredeyse yapamayacaklardı.” der.

Ayet-i kerimelerden anlaşılan bu sözün peygamber sünneti, peygamber bile olsa kişinin en basitten en zora her işte muvaffakiyetinin ancak Allah’ın izni ve yardımıyla mümkün olabileceğinin vurgusu, kulun her işte Allah’la muvafakatının teminatı ve Allah’ı kefil göstererek bağlayıcılık ifade ediyor olmasıdır. Bu sözü tahfîf etmenin Allah nazarındaki karşılığı ise Bakara Suresi 2/71 ayetiyle belirlenmiştir.

Peygamberimiz’e Mekke’de bu sözü söylemesi bu surenin 23, 24. ayetlerinde emrolunmuştur. Fetih Suresi 48/27’de ise Efendimiz’e rüyada gösterilen, zahiren imkânsız görünenin Mekke fethi, Allah’ın izni ve ihsanının teminatı olan “inşâallâh” sözü ile kesinliğe kavuşmuştur. Öyleyse kulun bu sözü söylemesi talep, dua ve yardım, Allah’ın bu sözle hitabı tahkîk/şüphesiz teyit ve oluşu tasdîk ifade eder.

MANASI AÇISINDAN KEHF SURESİ 23, 24. AYET-İ KERİMELER

Bu ayet-i kerimelerin indirilmesi hakkında şöyle bir sebep rivayeti nakledilir: Peygamberlik konusunda bilgisi olmayan Kureyş müşrikleri, Efendimiz’in peygamberlik iddiasıyla ilgili bilgiler almak üzere kıssacılığı ile tanınan Nadr b. Hâris ile Ukbe b. Ebû Muayt’ı Yahudi âlimlerine göndermişlerdir. Onlar, Ashâb-ı Kehf, yeryüzünün doğu ve batısına giden kişi ve ruh konularında Efendimiz’e soru sormalarını, eğer bunları bilirse ona inanıp uymalarını tavsiye etmişlerdir. Allah Rasûlü bu soruların cevabını bir gün sonra vereceğini bildirmiş, fakat “inşâallâh” demeyi unutmuştur. Beklediği vahiy gelmeyince müşrikler aleyhinde konuşmaya başlamış, Efendimiz büyük bir sıkıntıya düşmüştür. Bu durumdan ancak on beş ya da kırk gün sonra ayetler nazil olmuştur. Elmalılı’nın (ö. 1942) ihtiyatla yaklaştığı bu rivayette Peygamber’in Allah karşısında söz ve fiil açısından ne kadar hassas olması gerektiğinin çarpıcı bir örneği vardır. Gaybı bildirmenin Allah’a ait olduğu vurgulanmıştır. Efendimiz’in müşriklere vakarlı davranmak için bile olsa vahyin indirilmesi konusunda kendinden emin tavırla davranması istenmemiştir. Ancak ayet lafızları Efendimiz’in bu sözü kasten değil, unutarak söylemediğini teyit eder. Ayete göre unutarak, istemeden, yanlışlıkla yapılan hataya tevbenin mükâfatı ise, verilmeyenden daha hayırlısının ikramıdır.[7]

İLÂHÎ İKRAMLA BİNA: MÂŞÂALLÂH

Kehf Suresi 23, 24. Ayetleri Peygamberimiz örnekliğinde işe başlangıç, nimeti talep edebini öğretirken, surenin 39. ayeti ikrama nail olma ve nimetin devamı için şükür edebini öğretir. Mümin ve kâfir bahçe sahiplerinin kıssasında öğretilen, verilen taneden âleme her nimetin Allah’tan ve devamının Allah’a bağlı olduğunu ifade eden “mâşâallâh” sözüdür. Bu iki ifade, Allah’tan isteyen ve kudreti O’ndan bilen için imkânsızın söz konusu olmayacağının, verileni Allah’la istimal edenin/hakkıyla değerlendirenin ve nimeti O’ndan bilenin asla ziyana uğramayacağının İlâhî mühürleridir.

[1] İlyas Üzüm, “Kehf Sûresi”, TDVİA, 25: 188, 189

[2] Muhammed Fuad Abdülbaki, Mucemu’l-Müfehres, Kahire, Daru’l-Hadis, 2007, 723

[3] Buhârî, “Fedâilü’l-Kur’ân”, 11; Müslim, “Müsâfirîn”, 240

[4] Müslim, “Müsâfirûn”, 257; Ebû Dâvud, “Menâhim”, 14; Tirmizi, “Fedâilü’l-Kurân”, 6

[5] Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, 15. Baskı, İstanbul, Elif Ofset, 1410/1990, 2: 537.

[6] Durmuş Özbek, “İnşallah”, TDVİA, 22: 342, 343

[7] Râzî, Mefâtihu’l-Ğayb, 15: 152-155; Elmalılı, Hak Dini, 5: 3219-3220

İlginizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir