Pazar, Şubat 8, 2026

İlahî Rahmetle Tanışmak

Sümeyye Salman

Paylaş

Namazdan yemeğe, Kur’an kıraatinden, oturup kalkmamıza kadar neredeyse çoğu dünyevi ve uhrevi işimize besmeleyle başlarız. Bu aynı zamanda ilk öğrendiğimiz şeylerden biridir. Besmele ile Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatlarını yani merhametini anarız. Ancak böylesine hayatımızın içinde olan bu bilgi ve hatırlama çoğumuzda dilden kalbe tam anlamıyla işlemiyor. Biz Rabbimizin bu sıfatlarını bilsek de O’nun (Celle Celaluh) merhametinin keyfiyetini idrak etmekte yetersiz kalıyoruz. Öyle zannediyorum ki bu yetersizlik aklımızla ilgili bir eksiklikten değil, Allah’ı kimden ve nasıl öğrendiğimizden kaynaklanıyor. Aslında Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize bu merhameti en güzel şekilde tasvir etmiştir. Şimdi bu tasvire geçmeden önce şunu sormak isterim, Yaratıcımızı nasıl tanıyoruz? Yaratıcı kimdir diye sorsam elbette herkesin cevabı aşağı yukarı aynıdır. Ama bilinçaltımızda nasıl bir yaratıcı var? Kulunun hatasını arayan, her niyetini her adımını didik didik edip ceza çetelesi tutan bir infaz memuru gibi mi biliyoruz. Yoksa kulunu sıkı ve dar sınırlara hapsetmiş katı yasaklar, haramlarla çevrelemiş nefes aldırmayan despot bir hoca gibi mi? Elbette hiçbir Müslüman böyle anlatmaz Rabbini. Ama çoğumuz Allah’ın rahmetini unutup fark etmeden bilinçaltımızda bu kötü zanları taşımışızdır. Üstelik bu zanlar su yüzüne çıkmadan kök salar, davranışlarımıza, düşüncelerimize sızar da fark etmeyiz. Şeytan da hep buradan gelir ve yorar Müslümanın ruhunu. Halbuki Allah öyle merhametlidir ki amiyane tabirle affetmek için bahane arar. Kulunun elinden tutar ve her daim Kendisi’ne yönelmesi için bir kapı açar. Adım atana yürür, yürüyene koşar. En merhametli bildiğinizden daha merhametlidir. Bunu bize elçisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) haber veriyor.

İlahî merhameti, Allah’ın sıfatlarının en güzel anlatıcısı Resulullah Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) lisanıyla öğrenelim. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) manen şöyle buyurmuştur: “Allah’ın kullarına olan merhameti annenin çocuğuna olan merhametinden daha fazladır.[1] Dünya üzerinde merhamet denildiğinde akla ilk anne gelir. Türlü sıkıntılar içinde dünyaya getirdiği yavrusunu canını siper ederek koruyup kollayan anne. Yanlış yapsa da kıyamayıp affeden anne. Hastalandığında yaralandığında canından can kopan anne. Evladının hep iyiliğini isteyen anne. Evet, fıtratı bozulmamış her anne böyledir. Peki bu merhamet anneye nereden geliyor? Biyolojik açıdan ele alındığında şu görülür: yavrusuna merhamet etmek hormonlarla annenin bedenine ilmek ilmek işlenmiş. Kendisini, ana rahmine düştüğü andan itibaren yavrusunu korumaya adayan bir savaşçıya çeviren bu hormonlar, en merhametlinin elinden çıkan bir sanat eseridir. Öyleyse şunu düşünmek gerekir. Annemiz böylesine merhametliyse bu merhameti onun sadrına koyan el merhametten müstağni olabilir mi? Bilakis O (Celle Celaluh), merhametin kaynağıdır. O zaman Allah’ın merhametine inancımız annemizin merhametine itimadımızdan daha kuvvetli olmalı. O (Celle Celaluh), isyanına rağmen kulunun rızkını kesmiyor. Kendisine şirk koşulması dışında hiçbir günah için affetmem demiyor. Aksine en büyük günahları dahi samimi bir tövbeyle gelindiğinde affedeceğini söylüyor. Küçük bir iyiliği bile kat kat fazlasıyla mükafatlandırırken günahlarımızı bire bir yazıyor. Üstelik onu da affetmek için tövbe kapısını hep açık tutuyor.  Hastalandığımızda, bir sıkıntıya düçar olduğumuzda bunu bizim için rahmet vesilesi kılıyor, bizi arındırıyor. İmtihanı dahi ebedi yurda hazırlık için merhamet dolu. O (Celle Celaluh) bir anneden kat be kat daha merhametli. Annemizin canımıza kıymayacağından emin oluruz da Rahman’ın kulunu zayi edeceğini nasıl düşünürüz?

O (Celle Celaluh) hiçbir kuluna zulmetmez. Yaşadığımız imtihanlar, hayat içerisinde önümüze çıkan engeller de merhametinin farklı bir yansımasıdır aslında. Sıkıntılar yaşamamıza müsaade etmesi haşa bir zalimlik değildir. Bu imtihanlar manevi silkeme işlemidir. Tıpkı bir bahçıvan gibi. Bahçıvanlar fidelerin daha iyi gelişmesi için bazen köklerinden hafifçe tutup çeker ki fideler köküm gidiyor sanıp daha sıkı tutunsun toprağa. Bazen de daha çok güneş ve hava alsın diye tutar yerini değiştirir fidenin. Cenâb-ı Hak serpilmeyen kulunu daha çok gelişsin diye veyahut gaflete daldığında kendine gelsin diye imtihanla tokatlar. Ancak rahmet tokatıdır bu. Hangi bahçıvan solup gitsin diye diker fidelerini. Gül ondan vazgeçti sansa da aslında merhametiyle sarsıyordur bahçıvan. Öyleyse Bahçıvanın merhametine güvenmeliyiz. Bizi solalım diye dikmedi, yeşerip çiçekler açalım diye dikti. Gaflete dalsak yine sökmez. Önce birkaç tokat gönderir şaşırtır, köklerine sarıl der. Sarılmaz açmazsak da yine sökmez. Bizi diken Bahçıvan çok sabırlı, çok merhametli. Bekler, uyanıp çiçek açmamızı yeter ki niyetimiz bu olsun. Yeter ki O’nun (Celle Celaluh) merhametine sığınalım.

[1] Buhârî, Edeb 18; Müslim,Tevbe 22

İlginizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir