Çarşamba, Şubat 4, 2026

Fenerler Yaktıran Bayramlara

Rumeysa Alkış
İbn Haldun Üniversitesi-İslâm Hukuku Anabilim Dalı

Paylaş

Daha gelmeden mübarek Ramazan’ın bereketini hissetmeye başladığımız şu günlerde biricik neşemiz olan bayramın da yaklaştığının farkında mıyız? Kimisinin duyunca gözlerini güldüren kimisinin geçmişe duyduğu özlem sebebiyle gözlerinin dolmasına sebep olan “bayram” kelimesi, Kaşgarlı Mahmud’un tespitine göre Farsça “bezrâm” olup “sevinç ve eğlence günü anlamına gelirken Arapça’da “âdet hâlini alan sevinç ve keder; bir araya toplanma günü” anlamına gelen “el-ıyd” kelimesiyle ifade edilir. Müslüman toplumlara ait Ramazan ve Kurban bayramlarının her ikisi de Peygamberimizin Medine’ye hicretinin ikinci yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır.

PEKİ, BAYRAMLARI KUTLANIR YAPAN ŞEY NEDİR?

Bilindiği gibi Ramazan ayında bütün mü­minler Rabblerini razı edip hoşnut etme gayesiyle kulluk elbiselerine sımsıkı bü­rünür, Ramazan dışındaki günlere nazaran Ce­nab-ı Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ne­fisleriyle mücadelede azamî gayret gösterirler. İşte müminler bu ayın sonunda karşıladıkları Ramazan Bayramı’nı, bir aydır gösterdikleri azamî gayretleri sebebiyle sevinçlerinden kut­larlar. Kurban Bayramı ise İbrahim peygambe­rin, göz nuru oğlu İsmail’i Allah’a olan sadaka­tinin bir göstergesi olarak kurban etme niyeti neticesinde kendisine bir hayvan gönderilme­ sinin hatırasını yâd ederek iki pey­gamberin Allah’a karşı verdikleri imtihanın başarıyla neticelenme­sinden duyulan sevinç sebebiyle kutlanır.

Bu sevincin gerektiği gibi ya­şanması adına İslâm âleminde geçmişten itibaren bayram kutla­malarına oldukça önem verilmiş­tir. Nitekim bayram namazlarında halifeler, halka imamlık eder ve bayram vazifelerini ve gelenek­lerini muhafazayı hatırlatan hut­beleri okurlardı. Özellikle Kudüs, Şam, Bağdat gibi büyük ve mer­kezî coğrafyalarda fener alayları tertip edilir, şehirler ışıklarla do­natılırdı. Bayramlara verilen öne­min bir başka güzel örneği de Fa­timîler’de karşımıza çıkmaktadır. Fatimîler, Ramazan Bayramı’nda bütün devlet memurlarına elbise dağıtır hatta bu sebeple bu bay­ram “îdu’l-hulel (elbise bayramı)” olarak anılırdı.

Bu sevinçlerin layıkıyla yaşa­nabilmesi için birtakım şeylerin o günlerde yapılması şeriatımız ta­rafından yasaklanmış veya tavsi­ye edilmemiştir. Bunlardan birisi bayram günlerinde oruç tutmanın yasaklanmasıdır ki bu fiil Hanefî­lerce tahrîmen mekruh, Şafiî ve Hanbelîlerce haram addedilmiştir.

BAYRAM FIKHI

İslâm, birçok dinî meseleye düzenlemeler getirdiği gibi bayram günleri için de olması gerekenler ya da yerine getirilme­si hoş görülenler listesi oluştur­muştur. Bu listenin başında fıtır sadakası olmakla beraber temiz ve güzel elbiselerin giyilmesi, gusle­dilmesi, güzel kokular sürülmesi, mütebessim olunması, Ramazan Bayramı’nda hurma vb. tatlı bir şeyin yenilmesi, namaza yürüye­rek gidilmesi ve dönüşte başka bir yolun kullanılması, yürürken yük­ sek sesle tekbir getirilmesi listede­ki diğer güzelliklerdir.

Özellikle Ramazan Bayramı’n­da namaza gitmeden evvel tatlı bir şey yeme âdeti Fahr-i Kâinat Efendimizin bir sünneti olarak ka­bul edilmiş ve bu telakki bayram­larda tatlı ikramı geleneğini do­ğurmuştur. Öyle ki Anadolu’nun bazı yörelerinde bayram nama­zına gidilmeden evvel birkaç gün önceden hazırlanan baklavaların yenilip çıkılması âdeti, bu sünne­tin ihyası olarak kabul görmüş ve yerleşmiştir.

RAMAZAN BAYRAMININ FITIR BAYRAMI OLMASI

Yukarıda zikredilen liste­nin başında fıtır sadakası­nın olduğunu söylemiştik. Öyle ki bu sadakanın ehemmiye­tine binaen Ramazan Bayramı’na “Fıtır Bayramı” da denilmiştir. Bu sebeple, bayramları ele aldı­ğımız bir yazıda, küçük görünen ama Müslüman toplumlara azamî fayda sağlayan fıtır sadakasından bahsetmemek konunun eksik kal­masına sebep olacaktır. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Müminler, birbirlerini sevmede, birbir­lerine merhamet ve şefkat göstermede tıpkı bir orga­nı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı pay­laşan bir bedene benzer.”1 buyurarak müminleri bir vücuda benzetip o vücutta bir uzuv ra­hatsız olduğunda bütün vücudun bundan rahatsızlık duyacağını bizlere bildirmiştir. İşte fıtır sada­kasının meşru kılınma gerekçele­rinden birisi de vücutta rahatsızlık duyan o organın derdine derman olup böylece toplumu ıslah et­mektir. Nitekim Mustafa es-Sibâî, Hayatın Bana Öğrettikleri isimli kitabındaki bir şiirinde “Bazıları­nın üzülüp bazılarının sevindiği bayramlar, gökyüzü ehli nezdin­de matemdir.” diyor. Bu matemin yaşanmaması, yoksulların yaşadı­ğı zorlukları hiç olmazsa bayram günlerinde bir nebze unutmaları için sadakanın bilhassa bayram­dan önce verilmesi, toplumun her bir bireyinin bayram sevincini ya­şamasını sağlamak adına oldukça önemlidir. Zira Peygamber Efen­dimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Allah’a en sevimli gelen amel, bir Müslüman’ın kalbine mutluluk sokulma­sı, bir Müslümanın yükünün hafifletilmesi veya onun adı­na bir borcun ödenmesidir.”2 buyurmaktadır. Bu güzel hasletin edinilmesiyle ümmet-i Muham­med hem birbirine çare olmakta hem de Allah’ın hoşnutluğunu ka­zanmaktadır.

Netice itibarıyla bayramla­ra gösterilen bu hassasiyetler ve toplum için sağladığı menfaatler göz önüne alındığında denilebilir ki ecdadın bayramları kutlamaya verdiği önem ayrıntılı bir şekilde incelenip analiz edilmelidir. İçin­de bulunduğumuz şu çağda “Nere­de o eski bayramlar?” diyerek ha­yıflanmak yerine eski bayramların geri getirilmeye ve bayramların hakikatinin hissettirilmeye çalışıl­ması Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sünnetinin ihyası için büyük bir adım olacak­tır. Aynı zamanda toplumda görü­len kıskançlık, cimrilik gibi kötü davranışların gözle görülür bir dü­zeyde önüne geçileceği ve böylece İslâm âleminin tıpkı birkaç yüzyıl önce olduğu gibi diğer bütün mil­letlere örneklik teşkil edecek ide­al bir Müslüman toplum hâline dönüşeceği kaçınılmaz bir gerçek olacaktır.

1 Buharî, “Edeb”, 27; Müslim, “Birr”, 66

2 Mu’cemu’l Evsat, VI/139

İlginizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir