“İnsanoğlu uzvudur birbirinin / Zira özü birdir her birinin
Birine ağrı verdi mi felek / Öteki karşılık verir inleyerek” – Sâdî Şîrazî
Merhamet genellikle acıma duygusuyla eşdeğer görülür, acımanın verdiği şefkatle yapılan iyilikler bu adla anılır. Aslında burada bir iyilik gösterisi değil, karşındaki insanın hâlinden anlamak, başka birinin sıkıntısıyla kalbin rahatsız olması vardır.
İnsan en çok bir başka insana yaklaşabildiği kadar insan olur. Ne zaman ki onun düştüğü yeri görür, “ben de buraya düşebilirim” der, o zaman ince bir sızı kendini gösterir. O sızıya da merhamet deriz. Zira halden anlamayan bir kalp yumuşayamaz ve taşlaşır, içinden su sızamaz.
“İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır, başkasının acısını duyabiliyorsa insandır.” – Tolstoy
Bu noktada merhametin bize verilmiş bir nimet olduğunu fark etmemiz gerekir. Bildiğimiz gibi Allah kendisini tanıtırken sık sık merhametli olduğunu söyler, Kuran’da “rahmet” özelliği 114 yerde geçmektedir. Yarattıklarına karşı merhametini esirgemeyen Allah, bu merhametten insana da lütfederek yine rahmetini göstermiştir. Evlât sevgisi, ana babaya saygı ve itaat, sıla-i rahim, yoksullara, hastalara, kimsesizlere yardım etme gibi erdemler merhametin yansımalarıdır. Yardıma gücü yetmiyorsa dua etme isteği, üzüntüye ortak olma isteği bundandır.
Her nimet gibi merhametin de imtihan tarafı vardır, bu imtihan sırtımızda bir külfet olmasıdır. Çünkü sadece merhamet insanı eşref-i mahlukât yapar. Ademoğlu, yeryüzünün halifesi olarak gönderildiği için yaratılmışların en şereflisidir. Bu insanı diğer mahlukların önüne geçirirken aynı zamanda yüksek sorumluluğunu da ispatlar. Yeryüzünün halifesi olmayı haysiyetle sürdürmek onu şerefli yapacaktır.
“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen.” – Şeyh Galip
İnsan ancak haysiyetini koruduğu müddetçe üstün bir yaratık olacağından, izzetli yaşamak zorundadır. İzzet de merhamet gibi Allah katından bize ikram edilmiştir. Fakat insan için zorlu bir görevdir izzet, içinde merhamet barındırmazsa sert, katı, kibirli duracaktır. Tıpkı taştan bir kalp gibi. Adalet tesis edilir ancak adalet tek başına soğuktur, merhamet ise sıcacık.
Merhamet eğilmeyi, izzet doğrulmayı çağrıştırır. İslâm düşüncesinde ikisi de Allah’ın sıfatları arasında yer alır. Bu yan yanalık tesadüf değildir. Çünkü insan, bu iki sıfatın gölgesinde yürümekle mükellef tek varlıktır.
Allah’ta merhamet sınırsızdır; kuşatır, saklar, bağışlar. Allah’ta izzet mutlaktır; erişilmez, sarsılmaz, eksilmez. İnsana düşen ise bu sıfatların sahibi olmak değil, onların emanetini taşımaktır. Eşref-i mahlûkat oluş, üstünlük iddiası değil; denge sorumluluğudur. İnsan merhametiyle alçalıp, izzetiyle yükselmek arasında bir çizgide yürür. O çizgiden her sapış, ya zulme ya aşağılamaya varacaktır.
Var idiyse bir kuş
Kalbinden başka yeri olmayan vurulacak
Vuruş değil de vuruluş kilidi kırdıysa – İsmet Özel
Merhamet izzetsiz kaldığında, gurur kıran bir şefkate dönüşür. Yardım edilenin değil, yardım edenin görünür olduğu anlarda bu yaşanır. Acının teşhir edildiği, minnetin beklendiği, iyiliğin bir üstünlük ispatına dönüştüğü yerde merhamet artık merhamet değildir. Karşısındakini küçülterek var olur, kimisinin merhamet edilmekten korkması bundandır. Böyle bir merhamet insanlık onurunu korumaz; onu inceltir, yıpratır, sessizce aşındırır.
Kimse haddi aşan bir merhamet, haddi aşan bir yükseklik, haddi aşan bir aşkınlık istemiyor. – Şule Gürbüz
İzzet merhametten koptuğunda ise sertleşir. Haklılığın arkasına saklanan bir soğukluğa bürünür. Adalet adına kurulan cümleler insanı yok saymaya başladığında izzet artık onur değildir; mesafedir, duvardır, reddediştir. İzzet merhametsiz kaldığında insanı güçlü değil, erişilmez kılar. Oysa insan kendi izzetini korurken başkasının izzetini yok saymamalıdır.
Ahlaki kayıtsızlık, başkasının iniltisini duymamak için kulaklarımızı tıkadığımız ve ortalıkta dönen büyük yalana itiraz etmediğimiz gün başlar. – Kemal Sayar
İnsanın imtihanı tam da buradadır. Çünkü insan ne tamamen merhamettir ne de mutlak izzet. İnsan, kırılganlığıyla merhameti; sınırlılığıyla izzeti öğrenir. Kendisi incinebildiği için başkasını incitmemeyi seçebilir. Kendisi düşebildiği için başkasını yerden yere vurmamayı öğrenebilir. Bu yüzden merhamet insanda bir lütuf değil, bir bilinç hâline gelmelidir. İzzet de kibir değil, bir sınır olmalıdır.
İnsanlık onuru, bu iki kavramın birbirini dengelediği yerde ortaya çıkar. Ne kendini üstün gören bir şefkatte ne de duygusuz bir doğrulukta. Onur, başkasının kırılganlığını görüp onu ezmeden durabilmektir. Karşısındakinin derdi için el uzatırken diz çökmektir. İnsan hem eğilmeyi hem doğrulmayı bilmek zorundadır; ama ikisini de ölçüyle.
Belki de insanın yeryüzündeki asıl ağırlığı buradan gelir. Bu ağırlığı merhametiyle yüklenir, izzetiyle taşır. Biri olmadan diğeri yere düşer. Allah’ta mutlak olan bu sıfatlar, insanda imtihana dönüşür. İnsan her gün, her ilişkide, her sözde bu dengeyi yeniden kurmak zorundadır. Ki kalbi bu terazide hem sağlam kalsın hem yumuşak.
Güneş için ısıtmamak nasıl imkânsızsa, kuvvetli ruhlar için de insanlara acımamak böyle imkansızdır. – Nurettin Topçu
