İslam’ın ilk yıllarında verilen iman mücadelesi, her okuduğumuzda imanımızı yeniden yeşerten, kalbimizi yeniden iman aşkıyla dolduran örnekliklerle dolu. İnsan nasıl böyle bir iman şuuruna erebilir, inancı uğruna neleri göze alabilir işte tam bu örneklerde görüyoruz. Görüyoruz ki iman uğruna fedakâr olmanın kadını erkeği yok, genci yaşlısı yok, zengini fakiri yok, tek bir gaye var ortada o da Allah Teala’nın rızasını gözetmek.
İman uğruna eziyet çekmenin, sözlü ve fiili işkencelerin sıradanlaştığı günlerde dimdik ayakta duran müminler görüyoruz, Rabbine verdiği sözden dönmeyen, imanında tereddüt etmeyen mücahitler ve mücahideler görüyoruz. Kimi zaman bir savaş meydanında, kimi zaman bir sohbet halkasında, kimi zaman kendi evinde kimi zaman da sokaklarda onları hidayete çağıran olarak görüyoruz. İşte o ilk yılların kaosunda İslam ile şereflenmiş ve gönlü iman aşkıyla dolmuş mücahide bir hanımdan bahsedeceğiz, Havva bint Zeyd (Radıyallahu Anha).
YESRİB’E ULAŞAN ÇAĞRI
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanları açıktan İslam’a çağırmaya başladığında bu kutlu çağrı sadece Mekke ile sınırlı kalmamış, civarda bulunan bütün beldelere ulaşmıştı. Özellikle Peygamber (Aleyhisselam) diğer şehirlerden birçok sebeple Mekke’ye gelen insanlara İslam’ı anlatır ve onları da Allah’a davet ederdi. İslam’ın çağrısı çok geçmeden Yesrib’e ulaşmıştı. Henüz Medine olmayan Yesrib ve henüz Ensar olmayan Yesrib halkından bir bir iman edenler oluyordu. Havva bint Zeyd (Radıyallahu Anha) ise tam bu vakitlerde hidayet çağrısıyla muhatap olmuş ve iman etmişti. Onun imanı, kalbini öyle bir kaplamıştı ki Allah ve Rasulünden (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) başkasına yer kalmamıştı.
Havva (Radıyallahu Anha) Medine’li Kays ibni Adiy ile evliydi. Bu evliliğinden Sâbit isminde de bir oğlu vardı. Babası Zeyd ibni Seken el-Evsî, annesi de Abdüleşhel oğullarından Akreb binti Muaz’dı. Havva’nın (Radıyallahu Anha) imtihanı da iman etmesinin hemen ardından başlamıştı, Mekke’de Müslüman olanlar müşriklerin eziyeti ve baskısı altındayken Medine’de Müslüman olan Havva da (Radıyallahu Anha) kendi ailesinin baskısı altındaydı. Kocası Kays putperest bir adamdı ve eşinin Müslüman olmasını bir türlü hazmedemiyordu. Onu ibadetlerinden alıkoyuyor ve dinini yaşamasını engelliyordu.
Kays, eşini dininden döndürmeye ant içmişçesine eziyetlerinden geri durmuyordu. Havva’nın (Radıyallahu Anha) bu halini görüp ona acıyanlarsa bir yardımda bulunamıyordu. Öyle ki onun çektiği sıkıntılar ta Mekke’ye Rasulullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadar ulaşmıştı. Ümmetinin her bir ferdini çektiği sıkıntılardan kurtarmak isteyen iki cihan güneşi Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun bu haline üzülüyor ve bir yardım yolu arıyordu. Havva’nın (Radıyallahu Anha) kalbi öylesine mutmain, imanı öylesine sağlamdı ki kocasının bütün eziyetlerine, engellemelerine rağmen sabrediyor ve Müslümanca yaşamaya gayret ediyordu (Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 251, Ocak 2007). Kalbindeki Allah ve Peygamber sevgisi onu ayakta tutuyor, verdiği sözden dönmeye yeltenmiyordu. Günler böyle geçerken bir gün kocası Kays, Mekke yakınlarında kurulan Zül-Mecaz panayırına gelmişti.
GÖNÜLLERE HİTAP EDEN DAVET
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’nin işlek bir bölge olmasından faydalanarak hac zamanlarında, panayır zamanlarında bu bölgeye gelen insanların yanına gider ve onlara hak dini anlatırdı. Yine Zül-Mecaz panayırlarından birinde dolanırken Havva’nın (Radıyallahu Anha) kocası Kays’ın orada olduğu haberini aldı. Bu fırsatı değerlendirerek Kays’ın yanına giden Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onunla yakın muhabbette bulundu, onun da Müslüman olmasını çok arzu ediyordu. Ona İslam’ı anlattı ve Müslüman olması için çok çabaladı.
Kays, sabırla Peygamberi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dinlemiş ve ona karşı çıkmamıştı, hatta Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine sıcak davranması ve onu teşvik etmesi her ne kadar Kays’ı yumuşatmışsa da bir türlü bu daveti kabul etmemiş ve Müslüman olmamıştı. Kendince bazı bahaneler ileri sürerek İslam davetini geri çevirmişti.
Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona daha fazla ısrar etmeyerek hanımı Havva’ya (Radıyallahu Anha) yaptıklarını hatırlattı. Onun çekiği sıkıntıların kendisinin kulağına kadar geldiğini, Allah’tan korkmasını ve bu zulmünden vazgeçmesini istedi. Kays, her ne kadar Müslüman olmamış olsa da bu sözlerden etkilenerek Resulullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir daha hanımına eziyet etmeyeceğine ve onu dininde serbest bırakacağına dair söz verdi.
İNŞİRAH FERAHLIĞI
Medine’ye dönen Kays’ın artık davranışları değişmişti, eşine yumuşak davranıyor eskisi gibi eziyet etmiyordu. Ona Peygamberine verdiği sözü anlattı ve dinini yaşamasında artık engel olmayacağını söyledi. Artık Havva (Radıyallahu Anha) için daha aydınlık günler başlamıştı. İnancıyla ilgili hiçbir şeyi gizlemiyor, ibadetlerini aşikâr şekilde yapıyordu. Kays, artık ona engel olmuyor zorluk çıkarmıyordu her ne kadar hala müşrik de olsa verdiği sözü çiğnemiyordu. Hatta müşriklerden gelip de hanımının Müslüman olmasıyla ilgili onu kışkırtanlara da mahal vermiyordu.
İşte en zor günlerde Rabbi için çile çekmeyi göze alan kuluna Allah Teala, artık aydınlık günler lütfediyordu. “Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah Suresi 5.Ayet). Rabbimiz bizleri de zorluk anında sabreden ve imanını muhafaza eden kullarından eylesin. Amin.
