Perşembe, Ocak 15, 2026

Tarihin Sanat Merkezi: Abdülmecid Efendi Köşkü

Meryem Nesibe Dündar
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi-İslâmi İlimler

Paylaş

İstanbul, asırlar boyu imparatorluklara başkentlik yapması sebebiyle saraylar ve köşklerle taçlandırılmıştır. Özellikle Üsküdar ve çevresinde, Bizans İmparatorluğu döneminde başlayıp Osmanlı İmparatorluğu döneminde de devam eden süreçte devlet erkânının saraylar, köşkler, kasırlar yaptırması yaygın bir durumdu. 16. Yüzyıldan itibaren gerek padişahlar gerekse hanım sultanlar ve üst düzey devlet memurlarına ait birçok yapı inşa edilmiştir. Abdülmecid Efendi Köşkü’nün de bulunduğu “Nakkaştepe” olarak isimlendirilen semt ve çevresindeki yapılaşma faaliyetleri ise çok daha sonraları gerçekleşir.

Üsküdar Bağlarbaşı’ndan Beylerbeyi’ne inen yol üzerinde Kuzguncuk sırtlarında yer alan Abdülme­cid Efendi Köşkü, geç Osmanlı mimarisinin en ihtişamlı örnek­lerindendir. 1880-1885 yılları arasında Mısır Hıdivi İsmail Paşa tarafından av köşkü olarak yaptı­rılmıştır. İsmail Paşa’nın ölümün­den sonra oğlu İbrahim Paşa bu köşkü, seçilen yeri ve projeyi çok beğenen Abdülmecid Efendi’ye devretmeyi önermiştir. II. Abdül­hamid 1895’te bedelini Hazine-i Hassa’dan ödeterek köşkü satın almış ve amcazadesi Şehzade Abdülmecid Efendi’ye hediye etmiştir. Abdülmecid Efendi şeh­zadeliği döneminde bu köşkü say­fiye olarak kullanıp burada hem ressamlığa devam etmiş hem de yazı işleriyle meşgul olup avcılık yapmıştır. Dönemin sanatçı ve yazarlarına ev sahipliği yapmış olmasının yanında Meşrutiyetin ilanından sonra siyaset adamları ve eski sadrazamlar burada top­lantılar yapmıştır. Ancak 1918 yılında Sultan Vahdettin’in tahta geçmesiyle Abdülmecid Efendi veliaht ilan edilmiş ve vaktinin çoğunu Dolmabahçe Sarayı Ve­liaht Dairesi’nde geçirmeye baş­lamıştır. Dolayısıyla yoğunluğu nedeniyle bu köşkü yaz aylarında nadiren kullanabilmiştir. Salta­nat ve hilafetin kaldırılmasının ardından tahtta olan kişiler ülke dışına çıkarılmıştır. Fakat bu sü­reçte halkın yeni kurulan devlete ve Cumhuriyet fikrine önyargı ile yaklaşmasını engellemek için hem taht sırasında olan hem de çok fazla gücü olmayan Abdülme­cid Efendi, saltanatın kaldırılışı sonrası halifelik makamı için düşünülmüştür. Böylelikle Abdül­mecid Efendi, TBMM tarafından halife olarak ilan edilen ilk kişi olmuştur.

1924 yılında halifeliğin kaldı­rılması ve hanedan ailesinin ül­keden sürülmesiyle birlikte köşk uzun yıllar boş kalmıştır. Daha sonraları Abdülmecid Efendi’nin işleri için vekil tayin ettiği Cevat Paşa, köşk ve içindeki eşyaların bir kısmının satışı ile ilgilenmiş­tir. Çok geçmeden gayrimenkul­lerin tasfiyesiyle İstanbul Defter­darlığı’na devredilen köşk, İkinci Dünya Savaşı’nın kısa bir dönemi askerlerin kullanımına açılmış ve ilk satışı ise 1942 yılında ol­muştur. Abdülmecid Efendi’nin vatan toprağından uzak 1944 yılında vefat etmesi ile uzun bir süre kontrolü tamamen devlette olmuştur. 80’li yıllarda Yapı Kre­di Bankası’nın kurucusu Kazım Taşkent tarafından satın alınarak restore ettirilmiş ve Yapı Kredi Bankası’nın Koç Grubuna devrin­den sonra sergilerde kullanılmaya başlanmıştır.

Köşkün günümüzde mimarı kesin olarak bilinmese de Mimar Alexandre Vallaury tarafından tasarlanmış olması kuvvetle muh­temeldir. Vallaury’in Bağlarba­şı’nda birçok ağaç ve çeşitli bit­kileri barındıran yaklaşık iki yüz dönümlük bir koru içine yer alan binanın mimarisinde, Osmanlı ve Mısır üslubunu sentezlediği görü­lür. Başlangıçta av köşkü niyetiyle yaptırılan bu bina daha sonraları inşa edilen harem ve müştemi­latla beraber daha kullanışlı bir hâl almıştır. Üç katlı bu yapı çini ve hat sanatının ince ve zarif örneklerini barındırmakta olup etrafı yüksek duvarlarla çevrilidir. İlk yapıldığı dönemde Selamlık binası ile birlikte harem binaları ve diğer müştemilât yapıları da bulunan köşkten geriye günümü­ze sadece Selamlık Binası ulaş­mıştır. Selamlık kısmı, mimarisi ve işçiliğiyle oldukça ilgi çekicidir.

Köşkün ana giriş kapısı varlığını sürdürüyor olsa da harem girişi günümüze ulaşamamıştır. Üç katlı köşkün ana giriş kapısının üzerinde çini bir kitabede “Al­lah’tan başka galip yoktur.” ya­zısı yer alır. Yine köşkün selamlık girişi kapısının üzerinde ise mavi zemin üzerine “Allah adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya bakmayı emreder.” ayeti yer alır. Selamlığın giriş katında Türk evi geleneğinin geç bir örneği olan büyük bir sofa bulunmak­tadır. Burada duvarları bezeyen rengârenk çiniler, duvarlardaki hat sanatı örnekleri Abdülmecid Efendi Köşkü’nü ayrıcalıklı kılan özelliklerdendir.

Köşkün oldukça geniş saçak­ları, dış cephesi, kalemişi süsle­melerle donatılmış dikdörtgen panoları, yer karoları, duvar süs­lemeleri ve tavan tezyinatları res­torasyonlarla beraber değişikliğe uğramış olsa da güzellikleri ile hâlâ göz kamaştırmaktadırlar.

Uzun yıllar atıl bir hâlde bek­letilmesinden dolayı deformasyo­na uğrayan köşk seksenli yılların sonunda kısmen restore edilmiş olup iki binli yıllarda daha geniş bir restorasyondan geçmiştir. Bugün Abdülmecid Efendi köş­kü itinayla korunmakta bakımı yapılmakta ve kış aylarında ne­min olumsuz etkilerinden zarar görmemesi için ısıtılmaktadır. Köşkün içerisindeki tüm eşyalar zaman içinde çeşitli yerlere da­ğıtılmış ve kaybolmuştur. Yazılı ve görsel envanterin yetersizliği sebebiyle nelerin kaybolduğu ise tespit edilememektedir. Fakat Osmanlı ve Mısır mimarisinin en güzel örneklerinden olan bu yapı günümüzde çok çeşitli kül­tür-sanat faaliyetleri ile beraber modern sanat sergilerine de ev sahipliği yapmaktadır.

İlginizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir