Yüce Rabbimiz yarattığı her kulunun şüphesiz kendisine iman etmesini, kulluk etmesini murad etmiştir. Kulluğun göstergesi, Allah Teâlâ’nın kelamına itaat ile mümkündür. O’na itaatse sadece emirlerini yerine getirmekten ibaret değildir. Bir imtihana tâbi tutulduğunda “Bu Rabbimdendir.” diyebilmek de imandandır.
Hiçbir insanoğlu yoktur ki yaratılmış olsun ama kulluk imtihanından geçmemiş olsun. Rabbimiz yarattığı her kulunu farklı şekillerde imtihan etmiş ve kimi zaman kulluk, imtihanın ilk anındaki teslimiyette belli olmuştur. Yüce dinimiz İslam, ilk günkü çağrıyla bize dosdoğru ve hiçbir değişiklik olmadan ulaştıysa ilk Müslümanların inançlarında sebatı ve doğru bildikleri yolda gösterdikleri fedakârlıkları sayesindedir.
İLKLERDEN OLMAK; NE BÜYÜK ŞEREF
İslam’ın hidayet çağrısını Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mübarek dilinden işitip de kendini bu çağrıya adayan ve ilklerden olan Müslümanların imtihanı da onların adanmışlığı kabilindeydi. Kurtuluşa erebilmek ve buna vesile olabilmek hiç de kolay bir yoldan geçmiyordu. Onlar, iman ettikleri güne kadar hiç görmedikleri imtihanlarla ve işkencelerle karşılaşmışlardı. Yine de “La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah” diye haykırabilmek ne büyük şerefti.
Bu zorlu ve ağır imtihanlardan geçen bir hanım sahâbi de Umeyme binti Rukayka (Radıyallahu Anha) idi. Zalimin zulmünde ne cinsiyet ayrımı vardı ne de merhamet. Umeyme (Radıyallahu Anha) da müşriklerin yakalayıp işkencelerle imanından döndürmeye çalıştığı müminlerdendi. Ama o ne kadar eziyete ve cefaya maruz kaldıysa da imanından taviz vermemiş ve “Allah birdir.” hakikatini haykırmaktan vazgeçmemişti. Canı pahasına Rabbine ve Peygamberi’ne (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sadık kalanlardan olmuştu.
İslam’ın en cömerti olan ve henüz Sıddık lakabını almadığı halde sadıklığı gözler önünde olan Ebubekir’in (Radıyallahu Anh) müşriklerin elinden parayla satın alıp da sonra azat ederek hürriyetine kavuşturduğu isimlerden biri de Umeyme binti Rukayka (Radıyallahu Anha) olmuştu.
Umeyme (Radıyallahu Anha), Rukayka binti Huveylid’in kızıydı. Babası ise Abdullah ibni Bicad’dır. Umeyme’nin (Radıyallahu Anha) annesi Rukayka, İslam’ın ilk fedaisi olan annemiz Hatice’nin (Radıyallahu Anha) kız kardeşiydi (Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 267). O, İslam nurunun gün yüzüne çıkmaya başladığı ilk vakitlerde teyzesi Hatice (Radıyallahu Anha) annemiz vesilesiyle Müslüman olmuştu. Böylece ilk Müslümanlardan olarak tarihte yerini almıştı.
SABRIN EN GÜZELİ MUSİBETİN İLK ANINDA OLAN
Müşriklerin fiili işkenceleri Umeyme (Radıyallahu Anh) için bitmiş olsa da sözlü sataşmalarından kaçamıyordu. Buldukları her fırsatta iman edenlere sataşan müşrikler boş durmuyordu.
Bir gün Umeyme’nin (Radıyallahu Anha) gözüne bir çöp batmış ve göremez olmuştu. Onun bu körlüğünü fırsat bilen müşrikler de gelip “Müslüman olduğun için Lat ve Uzza senin gözünü kör etti.” diyerek kendilerince onun inancını aşağılamışlardı. Müşriklerin bu ithamına cevaben “Hayır, vallahi öyle değil! Bu Allah’tan olan bir şeydir.” dedi. Umeyme (Radıyallahu Anha) belâ ve musibetler karşısında sabır ve tahammülle davranabilecek bir şahsiyete sahipti. Her şeyin Allah’tan geldiğine inanır ve bu imanla hareket ederdi (Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 267).
İşte O, musibetin geldiği ilk anda sabretmiş ve safını belirlemişti. Rabb’den gelen bir imtihana ilk anda nasıl tepki verilir, bunun örnekliğini ortaya koymuştu. Onun bu teslimiyet sahibi duruşunun ardından çok geçmeden Rabbimiz Umeyme’nin (Radıyallahu Anha) gözüne şifa vermiş ve yeniden görmeye başlamıştı. Allah Teâlâ’nın kudretinin tecelli ettiği bu anlarda inananların imanı artarken inanmayanların da küfrü artar. Nitekim Umeyme’nin (Radıyallahu Anha) gözünün açılmasına müşrikler “Bu da Muhammed’in sihirlerinden bir tanesidir.” diyerek küfürlerini artırmaktan başka kendilerine bir nasip alamamışlardı.
İslam’ın ilk yıllarında Müslüman olarak Peygamber’in ((Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefatından sonra da uzun bir ömür yaşayan Umeyme (Radıyallahu Anha) sahabilerden Hubeyb ibni Ka’b (Radıyallahu Anh) ile evlenmiş ve Nehdiyye adında bir çocuğu olmuştu.
İLİM TARİHİNE ADINI YAZDIRMAK
Umeyme (Radıyallahu Anha) Peygamberimiz’den ((Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki veya sekiz hadis-i şerif rivayet ederek ilim tarihine de adını yazdırmıştı. Onun rivayet ettiği en meşhur hadis-i şerif de Peygamber’in ((Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarla tokalaşmadığını bildirdiği hadistir. Umeyme (Radıyallahu Anha) şöyle anlatıyor:
“Ensar’dan bir grup kadınla Peygamber’e ((Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelip Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, iftira atmamak ve emirlerinde O’na isyan etmemek üzere biat ettik…. Kadınlar da biatı erkekler gibi musafaha ederek yapmak isteyince Peygamber ((Sallallahu Aleyhi ve Sellem)” Ben kadınlarla musâfaha etmem! Benim yüz kadına toptan söylediğim bir söz, her kadın için ayrı ayrı söylenmiş sayılır.” buyurdu (Muvatta, Bey’at, 2; Tirmizi, Siyer, 37)”
Umeyme (Radıyallahu Anha) hem ilk iman edenlerden olması hem de inancında bütün zorluklara rağmen sebat eden Mümin bir hanım olması hasebiyle bütün Müslümanlara örneklik teşkil etmektedir. Rabbim bizi cennetinde onunla buluştursun. Amin.
